Son Dakika Haberleri, Spor Haberleri, Siyaset Haberleri, Magazin, Astroloji, Cinsellik, Moda ve Aşk'a Dair Herşey - HaberAl.Tv
Hoşgeldiniz
Giriş / Kayıt Ol

Son Makaleler


  • Koronavirüs Kovid-19 Salgını (Corona Virüsü Corona-19)

    KORONA VİRÜSÜ

    • 400-500 mikrohücre çapına sahip , boyutları büyük bir virüstür, herhangi bir maske bile virüsün girişini engeller, bu nedenle eczacıları 2 katlı 3 katlı maske istiyoruz diye zorlamaya gerek yoktur.
    • Virüs havaya değil, yere yerleşir, bu nedenle hava yoluyla bulaşma ihtimali düşüktür
    • Korona virüsü, metal bir yüzeye bulaştığında 12 saat yaşayacak, bu yüzden ellerinizi sabun ve su ile yıkamak bile yeterli olacaktır
    • Kumaşlara bulaştığında Corona virüsü 9 saat kalır, bu yüzden kıyafetleri yıkamak veya iki saat güneşe maruz bırakmak onu öldürmek için yeterlidir.
    • Virüs 10 dakika boyunca ellerde yaşar, bu nedenle cep boyutlarındaki alkol ve dezenfektanları cepte taşımak ve sık sık önlem amaçlı kullanmak faydalı olacaktır
    • Virüs 26-27 ° C sıcaklığa maruz kaldığında öldüğü için , sıcak bölgelerde yaşayamamaktadır. Ayrıca sıcak su ve sıcak içecekler içmek ve güneşe maruz kalmak yeterince iyidir.
    • Dondurmadan uzak durmak ,soğuk yiyecekler ve içecekler tercih etmemek önemlidir.
    • Ilık su ve tuzla gargara yapmak virüsü bademciklerde iken  öldürür ve akciğerlere geçmesini önler.

    Bu talimatlara uymak virüsü önlemek için önemlidir.

    UNICEF

    2019-20 koronavirüs salgını, 2019 sonlarında, Çin’in Hubei bölgesinin başkenti olan Vuhan’da çeşitli hastaların belirli bir neden olmaksızın gelişen ve tedavi ile aşılara cevap vermeyen bir zatürre görülmesi üzerine[1] SARS-CoV-2 olarak adlandırılan[2] yeni bir koronavirüs teşhis edildi. Kişiden kişiye bulaşabilen virüsün bulaşma oranı[3] 2020 Ocak ortasında büyüme gösterdi.[4] İlerleyen zamanlarda Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te yer alan çeşitli ülkelerde yaşanan virüs vakaları rapor edilmeye başlandı.[5]

    Virüs ile temastan semptomların oluşmasına kadar geçen sürenin 2 ile 14 gün sürdüğü hastalıkta, virüsün belirtiler ortaya çıkmadan önce de bulaşıcı olduğuna dair bazı kesin olmayan kanıtlar bulunmaktadır.[6][7][8] Hastalık semptomları arasında yüksek ateş, öksürme ve nefes almada güçlük bulunmakta olup virüs ölüme sebep olabilmektedir.[7]

    2019-20 Koronavirüs Salgını
    Diğer İsimler
    Vuhan Koronavirüsü
    Vuhan Zatürresi
    2019-nCoV
    COVID-17
    Yeni Koronavirüs
    Novel Koronavirüs
    Köken: Hubei, Vuhan, Çin

    9 Şubat 2020 itibariyle dünyada 37.500’den fazla vaka rapor edilmiştir.[9] Hastalığın yol açtığı ilk ölüm 9 Ocak’ta meydana gelmiş, o zamandan bu yana 15 Şubat itibarıyla toplamda 1524 ölüm meydana gelmiştir.[9] Bilimsel çalışmalar, virüsün daha çok kişiye bulaştığını ancak bu kişilerde virüsün henüz tespit edilmediğini tahmin etmektedir.[10] Çin dışında gerçekleşmiş ilk bulaşma Vietnam’da bir babanın oğluna geçirmesi şekilde meydana gelmiş,[11] ailenin rol oynamadığı ilk bulaşma vakası ise Çinli bir iş adamından Alman bir adama bulaşması ile 22 Ocak’ta Almanya’nın Bavyera eyaletinde yaşanmıştır.[12] Çin dışında gerçekleşen ilk ölüm 1 Şubat 2020 tarihinde, 2019-nCoV, Influenza B ve Pnömokok’un bulaşmış olduğu bir adamın hayatını kaybetmesi ile Filipinler’de meydana gelmiştir.[13]

    Yanıt olarak Hubei eyaletindeki 57 milyon kişinin yaşadığı 16 şehir tam veya kısmi karantinaya alındı. Kentlerdeki tren,uçak ve uzun süreli otobüs seferleri durduruldu. Salgın korkusu sebebiyle yeni yıl etkinlikleri iptal edilmiş, turistik yerler kapatılmıştır. Hong Kong da alarm seviyesini en üste çıkarıp okulları şubat ortasına kadar kapatmıştır.

    Vakalar

    Epidemiyoloji

    2019-nCoV’un temel çoğalma sayısına yönelik çeşitli tahminler hesaplanmıştır. Bu tahminler 2,13 ile 3,11 arasında yer almakta olup, tamamı bir salgının kendiliğinden ortadan kalkmasını getirecek 1 sayısının üzerindedir.[85][86] 22 Ocak 2019 tarihine dek kesin laboratuvar teşhisi konulabilen ilk 425 hastanın Vuhan’daki araştırmacıları tarafından yapılan analizi, virüsün ilk defa insandan insana bulaşmasının aralık ayının ortalarında gerçekleştiğini tahmin etti. İlk günlerinde enfeksiyona yakalanan hasta sayısının her 7.4 günde bir ikiye katlandığı da tahminler arasında yer aldı. Hastaların medyan yaşı 59 ve ortalama kuluçka süresi 5,2 gün idi.[87]

    Özellikler

    Bulaşma
    Virüs insandan insana, havada veya yüzeylerde bulunan, virüs içeren damlacıkların nefes yoluyla vücuda girmesiyle bulaşmaktadır.[88] Hastalığın herhangi bir belirti göstermeden de insandan insana bulaşabileceğine dair bulgular mevcuttur, örneğin Almanya’daki ilk bulaşma olayı bu şekilde gerçekleşmiştir.[89][90] Bunun gibi belirti göstermeden bulaşma vakalarının salgının yayılmasında ne kadar rol oynadığı bilinmemektedir, eğer oynadığı rol büyükse bu salgının kontrol edilmesini zorlaştıracaktır.[91]

    Belirtiler
    Hastalık, 2-14 gün süren bir kuluçka süresinden sonra birden başlayan yüksek ateş, öksürük ve nefes darlığı ile karakterlidir. Bazı hastalarda boğaz ağrısı ve burun akıntısı da görülmüştür. Hastalık genellikle orta-ağır bir klinik seyir göstermektedir.[92] Hastalığın komplikasyonları ağır pnömoni, septik şok, akut respiratuvar distres sendromu (ARDS), çoklu organ yetmezliği ve ölüm olarak duyurulmuştur.[93]

    Önleme ve yönetim

    2019-nCoV’un şu anda etkili bir ilaç tedavisi veya aşısı yoktur, ancak geliştirme çabaları devam ediyor.[94][95] Semptomları, diğerleri arasında, “grip benzeri” olarak tanımlanan ateş, nefes alma güçlükleri ve öksürük içerir.[96][97] Enfeksiyonu önlemek için WHO, “düzenli el yıkama, öksürme ve hapşırma sırasında ağız ve burnu örtme ….[ve] solunum yolu hastalığı belirtileri (öksürme ve hapşırma gibi) gösteren herhangi biriyle yakın temastan kaçınmayı öneriyor. Genel insan koronavirüsleri için spesifik bir tedavi olmamasına rağmen ABD, CDC’si, virüs bulaşmış bir kişinin düzenli grip ilaçları alarak, sıvı tüketerek ve dinlenerek semptomlarını hafifletebileceği konusunda genel öneriler sunmaktadır.[98] Bazı ülkeler, özellikle anakara Çin’i ziyaret ettiyse, insanların grip benzeri semptomları doktorlarına bildirmelerini istemektedir.[99]

    Vuhan’daki durum, 3 Şubat 2020’den 9 Şubat 2020’ye kadar turnuva süresi boyunca oynanacak olan 2020 AFC Bayanlar Olimpiyat Eleme Turnuvasının önümüzdeki üçüncü turu ile ilgili olarak izleniyor.[100] 22 Ocak 2020’de AFC, koronavirüs salgını dolayısıyla, daha önce Vuhan’da oynanması planlanan A Grubu maçlarını (Avustralya, Çin Halk Cumhuriyeti, Tayvan ve Tayland’dan ilgili kadroları içeren) Nanjing’e taşıyacağını açıkladı.[101]

    Vuhan’ın içine ve dışına seyahatlerde etkili bir karantina, 23 Ocak 2020 saat 10’dan itibaren uygulanmaya başlandı. Vuhan’a ve Vuhan dışına uçuşlar ve trenler, halk otobüsleri, metro sistemi ve uzun mesafe otobüsleri bir sonraki duyuruya kadar askıya alındı. Çin’in Xinhua Haber Ajansı’na göre, bu girişim, virüsün Vuhan’dan yayılmasını durdurmak ve insanların sağlık ve güvenliğini sağlamak için bir çabadır. Büyük ölçekli toplantıların ve grup turlarının da askıya alınması direktifi verildi.[102] Karantinadan sonra, artan gıda fiyatları ve hastaneye gidecek sağlık personeli için zorluk da dahil olmak üzere çeşitli lojistik konular meydana geldi.[103][104]

    Bunun ardından, Hubei bölgesinde bulunan en az 15 şehirde daha ulaşım benzer şekilde kısıtlandırıldı.[105] Pekin’deki Yasak Şehir, geleneksel tapınak fuarları ve diğer kutlama amaçları toplantılar dahil olmak üzere birçok Yeni Yıl etkinlikleri bulaşma korkusuyla iptal edildi.[106] Hong Kong ayrıca bulaşıcı hastalık yanıt düzeylerini en üst seviyeye çıkardı ve acil durum ilan etti, Şubat ortasına kadar okullarını kapattı ve Yeni Yıl kutlamalarını iptal etti.[107]

    Çin virüsten etkilenen kişileri tedavi etmek için 10 gün içinde tamamlanması planlanan 1000 yataklı hastaneyi inşa etmeye başladı.[108][109] Bu hastanede sadece Vuhan salgınından etkilenen kişilerin tedavi olması planlanıyor.

    Çin Maliye Bakanlığı yaptığı açıklamada, 29 Ocak’dan itibaren yeni tip koronavirüs salgınıyla mücadele için 3,94 milyar dolar ek bütçe ayrıldığını bildirdi.[110]

    30 Ocak tarihinde Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın diğer ülkelere ve Çin’in bütün eyaletlerine yayılması nedeniyle uluslararası acil durum ilan etti.[111]

    Kişisel Önlemler

    Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan riskli bölgelere gidecek kişilerin kişisel olarak alabileceği önlemler:[112]

    • Hasta insanlarla temastan kaçınılmalıdır (mümkün ise en az 1 metre uzakta bulunulmalı).
    • Hastaların yoğun olarak bulunması nedeniyle mümkün ise sağlık merkezlerine gidilmemeli, sağlık kuruluşuna gidilmesi gereken durumlarda diğer hastalarla temas en aza indirilmelidir.
    • Yaşlı ve altta yatan hastalığı olanlar riskli bölgeye yolculuklarını doktorlarına ve seyahat sağlığı personeline danışarak planlamalıdır.
    • Gıda güvenliği önerilerine dikkat edilmelidir (çiğ süt ve hayvansal ürünler tüketmemek, çiğ tüketilecek sebze ve meyveleri iyice yıkayarak tüketmek gibi).
    • Yabani ve evcil hayvanlar (canlı veya ölü) ile temastan kaçınılmalıdır.
    • El hijyenine dikkat edilmelidir. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı, sabun ve suyun olmadığı durumlarda alkol bazlı el dezenfektanı kullanılmalıdır.

    Ekonomik etkileri

    • Kırgızistan, Çin’den et ithalatını durdurdu.[113]
    • British Airways, Çin’e uçuşlarını askıya aldı.[114]
    • Türk Hava Yolları, Çin’e uçuşlardaki talep azlığından dolayı Çin’e düzenlenen uçuş seferlerini azaltma kararı aldı.[115]
    • Finnair, United Airlines ve Air Canada, çeşitli sebepler belirterek Çin’e uçuşlarını askıya aldı.[116]
    • Qatar Airways Çin uçuşlarını askıya aldı.[117]
    • Starbucks, Çin’deki şubelerinin yarısından fazlasını kapattı.[114]
    • Apple’nin Çin’de bulunan birçok tedarikçi fabrikası üretimlerini durdurmak zorunda kaldı.[114]
    • Ikea, Çin’de bulunan mağazalarını kapatma kararı aldı.[118]
    • Tesla, Şangay’daki fabrikasını geçici olarak kapattı.[119]
    • Türkiye, Çin’den canlı veya cansız hayvan ithalatını geçici olarak durdurdu.

    Korona Virüs Çizimli Sunum Tıklayın (PDF) >>>



    > Kaynak: 724HaberAl.Com http://www.724haberal.com/kose-yazisi/43/koronavirus-kovid-19-salgini-corona-19.html Devamı.. »
  • Soğuk Havada Sıcak Basıyorsa Dikkat! O Hastalığın İşareti Olabilir!

     

    Ülkemizde insanların sağlık konusunda yaptığı en büyük hata, kendi kendine teşhis koymak ve başkalarının tavsiyeleriyle ilaç kullanmak! Yani sıcak basıyorsa, kaslarınız ağrıyorsa ve halsizseniz soğuk algınlığı ilacı almadan önce bir hekime başvurun.

    Aynı şekilde sinirli, isteksiz, tahammülsüz ve iştahsız hissediyorsanız, belki de ruhsal bir hastalık yerine tiroit bezi rahatsızlığınız olabilir. Tiroidin fazla ya da az çalışması bu örnekleri çoğaltabilir.

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ethem Turgay Cerit, tiroit bezinin az çalışması veya tiroit bezinin fazla çalışması sonucunda vücudumuzun verdiği sinyaller hakkında uyarılarda bulundu...

    HER KAS AĞRISI VE ATEŞ SOĞUK ALGINLIĞI BELİRTİSİ DEĞİL!

    Sıcaklık değerlerindeki değişkenlik tiroit bezlerimizi de etkiliyor. Aslında 'havadandır' diye geçiştirdiğimiz sıcak basması, üşüme, kas ağrısı veya depresyon belirtileri tiroit hastalıklarının işareti olabilir. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ethem Turgay Cerit, "Vücudunuzun sesine kulak verin" uyarısında bulundu.

    METABOLİZMAMIZI O YÖNETİYOR

    Tiroit, bir hastalık ismi değildir. Tiroit bezi; herkeste bulunan, boynun ön bölümünde 'adem elması' denen çıkıntının hemen altında yer alan ve yaklaşık 15-20 gram ağırlığında kelebek şeklinde bir organdır. En önemli görevi tiroit hormonu üretimidir ve bu da vücutta birçok metabolik aktivitenin düzgün yapılabilmesi için gereklidir. Tiroit hormonlarının dengesiz üretimini diğer organ ve sistemlerin çalışmasını olumsuz etkileyebilir. Tiroit bezinin ne sebeple olursa olsun her türlü büyümesine 'guatr' denir. Tiroit bezi fonksiyon bozukluğuna yol açan hastalıklar ikiye ayrılır:

    Tiroit bezinin az çalışması (hipotiroidi): En sık sebebi iyot eksikliği ve kronik otoimmün tiroidit olan Hashimoto hastalığı.

    Belirtileri: Halsizlik, yorgunluk, cilt kuruluğu, kilo alma, soğuğa tahammülsüzlük, hafıza problemleri, adet düzensizliği, depresyon belirtileri (isteksizlik, mutsuzluk), kas ve kemiklerde ağrı, saçlarda kuruma ve dökülme, kısırlık…

    Tiroit bezinin fazla çalışması (hipertiroidi): En sık iki sebebinden biri toksik nodüler guatr, diğeri ise toksik diffüz guatr dediğimiz kronik otoimmün bir tiroit hastalığı olan Graves hastalığıdır.

    Belirtileri: Çarpıntı, terleme, adet düzensizliği, sinirlilik-saldırganlık, huzursuzluk, sıcağa tahammülsüzlük kilo kaybı (iştahın iyi olmasına rağmen zayıflama), kısırlık, saçlarda incelme, kırılma ve dökülme, ishal…

    HANGİ DURUMDA AMELİYAT GEREKİR?

    Tanıda uzman hekim tarafından yapılan fizik muayene, tiroit bezinin ultrasonografik değerlendirilmesi ve kanda tiroit hormonu ve tiroit otoantikorları seviyelerine bakılması ve gereken durumlarda tiroit sintigrafisi ve tiroit nodüllerine yönelik ince iğne aspirasyon biyopsisi işlemlerinden yararlanılır.

    'Biyopsi sonucu iyi huylu çıkan bir nodülün ne sıklıkla takip edilmesi gerektiği' de önemli bir konudur. Genel olarak 6 ay aralıklarla fizik muayene kan testleri ve tiroit ultrasonografi takibi yeterlidir. Aşağıdaki durumlarda ise ameliyat ile nodülün alınması seçeneği düşünülmelidir:

    Tiroit bezindeki nodüllere yapılan biyopsi sonucu kanser şüphesi varsa,

    Tiroit bezinin kendisi ya da tiroit bezindeki nodül iyi huylu da olsa, çok büyük olup hastada bası bulgusu yaratıyorsa,

    Tiroit bezinde aşırı hormon üretimi ilaçlarla kontrol altına alınamıyor ya da hastada ilaçlara karşı yan etki nedeniyle ilaç kullanımı sakıncalıysa.

    SOFRANIZDA YUMURTA VE SÜT OLSUN, EKMEĞİ AZALTIN!

    Tiroit hastalarının mutlaka yeterli seviyede iyot tüketmeleri gerekir. Yumurta, süt, yeşil yapraklı sebzeler, deniz ürünleri, meyvelerden de kızılcık; C vitamini, K vitamini ve lif içeriği ile sağlığınıza fayda sağlarken iyot içeriği zengindir. Hipotiroidi ile birlikte çoğu zaman kanda insülin hormonu da yüksek olabilir.

    Bu durumda beyaz ekmek, şeker, makarna, patates, tatlı gibi besinlerden uzak durmak gerekir. Ayrıca guatr hastalığına sebep olduğu düşünülen karalahana, şalgam suyu ve soya fasulyesi gibi yiyecekler de tavsiye edilmez.

    Devamı.. »
  • Alzheimer Hastalığının Nedeni Dişeti Hastalığı Olabilir

     

     

    Sabah işe gitmeden önce dişlerinizi fırçaladınız ama o da ne dişetleriniz kanamış. Kronik dişeti hastalığınız belki de sizin Alzheimer olmanıza neden olabilir. Dişeti hastalığınızın nedeni olanPorphyromonas gingivalis adlı bakteri Alzheimer nedeni olabilir. Dişeti hastalığı her üç insandan birini etkilediğinden riskin  ne kadar büyük olduğunu anlayabilirsiniz. Fakat iyi bir haberimiz var, bu yıl büyük klinik denemelerine başlanan bir ilaç, P. gingivalis ‘in ana toksinlerini bloke edebiliyor.  Yayınlanan bilimsel araştırmaya göre bu ilaç Alzheimer durdurabilir ve hatta tersine çevirebilir. Hatta bu hastalık için bir aşı bile yapılabilir.


    Alzheimer tıptaki en büyük gizemlerden biridir. İnsanlar yaşlandıkça bunama tırmanışa geçiyor ve dünya çapında en büyük beşinci ölüm nedeni oluyor. Alzheimer bu vakaların % 70’ini oluşturuyor ve nedeni bilinmiyor.

    Beyindeki bakteri

    Bu hastalık genel olarak amiloid ve tau proteinlerinin birikimiyle oluşuyor . Bu proteinlerin artışıyla hastalık ilerliyor.

    Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar bunama olmadan da insanların beyninde amiloid plakalar birikebileceğini göstermişti. Bu proteinler yönelik yapılan pek çok tedavinin işe yaramaması, bu hipotezin ciddi olarak sorgulanmasına neden oldu.

    Buna rağmen , bir kanıt amiloid proteinlerin artışını bakterilere korunma mekanizması olabileceğini de gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde yapılan araştırmalarda Alzheimer’a neden olanın dişeti hastalığıyla ilgili bir bakteri olabileceğini de ortaya koydu.

    Alzheimer hastası ölen ve yaşayan insanlarda dişeti hastalığı bulundu.  Fakat bugüne kadar bu bakterilerin hastalığa neden olduğu veya beyin hasarından kaynaklı bir durum olduğu belli değildi.

    Dişeti hastalığı ilişkisi

    Birkaç araştırma ekibi tarafından P. Gingivalis üzerine yapılan araştırmalar beynin Alzheimerla ilgili bölümlerini işgal ettiğini ve enflamasyon yarattığını ortaya koydu. Hatta Alzheimerlı farelerde dişeti enfeksiyonlarının semptomları daha da kötüleştirdiğini ve sağlıklı farelerde Alzheimer benzeri beyin enflamasyonu, nöral hasar ve amiloid plaklara neden olduğunu gösterdi.

    Yeni bir araştırmada Cortexyme’den Casey Lynch gingipainler adı verilen ve P.gingivalis’in kullandığı toksik enzimlere 54 Alzheimer beyin örneğinin % 96’sında rastladı. Ayrıca 3 beyinde bakterinin DNA’sına rastladı.

    Böylece ilk kez bu bakterilerin plak oluşumundaki ilişkisi  gösterildi. Ayrıca yeni araştırmada gingipainlerin tau proteinlerini dilimleyerek, nöronları öldürmesine neden olarak, bunamaya yol açabileceği de ilk kez gösterildi.

    Kognitif bozunmaya giren hastalarda bu bakteri ve enzimleri yüksek seviyelerde bulundu. Ayrıca bunlarda daha çok amiloid ve tau birikimleri görüldü. Ayrıca araştırma ekibi Alzheimerlı insanları omurilik sıvısında da bu bakteriye rastladı ki, bu uzun süredir teşhis için kullanılan bir metot.  

    Ekip farelere P. gingivalis  dişeti hastalığı verdiğinde, beyin enfeksiyonu,amiloid üretimi, tau proteini karışması ve Alzheimer’daki gibi beynin aynı bölgelerinde nöral hasar gözledi.

    Cortexyme gingipainleri bloke etmek için molekül geliştirmişti. Bunlarda farelere verdiğinde, amiloid birikiminin durduğunu, beyin enflamasyonunun azaldığını ve hatta hasarlı nöronları kurtarıldığını gözlemledi.

    Ayrıca ekip P. gingivalis ‘i öldürmek için antibiyotik de geliştirdi ama bakteri hemen direnç geliştirerek cevap gösterdi.

    Yeni Tedavi Umudu

    Alzheimer olmayan bazı insanlarda da P. gingivalis ve protein birikimleri görüldü ama düşük seviyelerd. Artık amiloid ve tau birikiminin Alzheimer başlamadan 10 ila 20 yıl önceden başlayabileceğini birikiyoruz. İşte bu nedenle P. gingivalis Alzheimer nedeni olabilir ama bu halen bir sonuç sayılmaz.

    Diş eti hastalığı Alzheimer’den çok daha yaygındır. Ancak “Alzheimer, yaşamları boyunca semptomlar geliştirebilecek kadar hızlı bir şekilde gingipain biriktiren ve beyinde hasar oluşan kişilere saldırıyor,” diyor Lynch. 

    Bloke edicilerin en iyileri ilk testleri geçti. Ekip yakında omurilik sıvısı, bilişsel iyileşmeler  ve öncesi-sonrası testleri için büyük bir deneme başlatacak. Ayrıca Melbourne ekibi de bir aşı geliştirmek için çalışıyor.

    KaynaK :https://www.newscientist.com/article/2191814-we-may-finally-know-what-causes-alzheimers-and-how-to-stop-it/

    Devamı.. »
  • Kırım Tatar Türkleri

     

    Sovyet yönetimi İkinci Dünya Harbi başladıktan sonra 1941 ile 1944 yılları arasında, “düşmanla işbirliği yapma ihtimali var veya yaptılar” gibi suçlamalarla, sekiz ayrı halkı yerlerinden yurtlarından kopararak Orta Asya’ya ve Sibirya’ya sürmüştü. Bunları sırasıyla Türk halklarından Kırım’ın sakinleri Kırım Tatarları, Kafkasya’da yaşayan Karaçay ve Balkarlar, Güney Gürcistan’daki Ahıska (Meshet) Türkleri ve gene Kafkas halklarından olan Çeçenlerle İnguşlar, İdil boyunda yaşayan Almanlarla Kalmuklardı. Nüfusları toplam olarak bir buçuk milyonu geçen bu insanlar sürgün yerindeki değişik kamplara yerleştirilmişlerdi.

    İşte bu sürgün olayları ve bu halkların sürgün yerleri yıllar boyu devlet sırrı olarak saklandı ve bu durum Stalin’in ölümüne (1954) hatta Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin XX. kurultayına (1956) kadar devam etti. Ancak Sovyetler Birliği Komünist Partisi yeni genel sekreteri Hruşçov kongrede yaptığı konuşmasında bu topyekün sürgünleri ilk defa olarak resmen teyit etmiş oldu.

    Bundan sonra 1957 yılında sürgüne uğrayan 5 halkın hakları iade edildi ve hayatta kalıp da, dönebilecek durumda olanlar kendi tarihi topraklarına dönebildiler (Karaçay, Balkar, Çeçen, İnguş ve Kalmuk). Kalan üçüne, yani Kırım Tatarlarına, Ahıska Türklerine ve Almanlara bu hak verilmedi. Bunun üzerine Kırım Tatarları, Sovyet yönetimini oldukça huzursuz edecek protesto hareketine giriştiler.Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti

    1774 yılında Rusya ile Osmanlılar arasında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması neticesinde Kırım Hanlığı Osmanlı himayesinden çıktı. 1783’te Rusya’nın işgaline maruz kalan Kırım Türkleri için esaret yılları başlamış oldu. Rus yönetimi de onlara karşı çok katı bir politika uygulayarak adeta Kırımlıları yeryüzünden silmeye çalıştı.

    Bu istibdat politikası Kırım Tatarlarını dalgalar halinde Türkiye’ye göç etmeye zorladı (En büyük göçler: 1792, 1860-63, 1874-75, 1891-1902). Neticede Kırım’da Rus yönetiminin arzuladığı şekilde yerli halk Kırım Tatarlarının sayısı oldukça azaldı. 1897 nüfus sayımına göre, Kırım Türklerinin nüfusu ancak %35’i (188.000) teşkil ediyordu. Kırım Hanlığı’nın işgalinden XIX. yy.’ın sonuna kadar buraya çok sayıda Rus, Ukrain, Alman ve Bulgar göçmen yerleştirilmişti. Ancak Çarlık Rusyası’nda 1917 İhtilali’nin patlak vermesi Kırım Tatarları için de bir takım imkanlar doğurdu ve Milli Fırkakurularak bağımsızlık için çalışmalar yapılmaya başlandı.

    Kırım aydınlarının gayreti ile bir anayasa hazırlanarak 13 Aralık 1917’de Millet Meclisi toplandı. Fakat bu nevi milli bağımsızlık çalışmaları bir kaç defa Bolşevik ve Ak Rus müdahaleleri ile sekteye uğradıysa da, Kırım Tatarları hukuken istiklallerini ilan etmişlerdi. Fakat 11 Kasım 1920’de Kırım tamamen Bolşevik hakimiyeti altına girdi ve 18 Ekim 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edildi.

    Kırım MSSC döneminde 1926 yılında yapılan nüfus sayımına göre Kırım Tatarları, Kırım’ın genel 714.000’lik nüfusunun ancak %25’inin teşkil ediyorlardı (Ruslar %42, Ukrainler %10). Fakat buna rağmen Kırım Tatarcası 2. resmi dil olarak kabul ediliyor ve bu dilde eğitim yapılıyor ve kültür faaliyetleri yürütülüyordu.

    Ancak Kırım MSSC 1941 yılının Aralığı’nda Alman ordularının işgaline sahne oldu. Kırım’da 2,5 yıllık Alman işgali döneminde Almanlar da Kırım tarafına bir takım dinî ve kültürel haklar tanıdı. Bir kısım Kırımlılar Alman ordusuna yardımcı olmak üzere kurulan milis teşkilatına da katıldılar. Nisan ve Mayıs 1944’te yapılan savaşlar neticesinde Almanlar mağlup oldular ve Kırım tekrar Sovyet işgali altında kaldı.

    Sovyetler Kırım’a yerleşir yerleşmez Almanlarla işbirliği yapanları takip etmekle yetinmediler, bütün halkı düşman diye damgaladılar ve 18 Mayıs 1944’te bir gece bütün Kırım Türklerini hayvan naklinde kullanılan katarlara yükleyerek günler hatta haftalar sürecek uzun bir yolculuğa yolladılar. Bu topyekun sürgünden Sovyet ordusu veya dağlarda Almanlara karşı savaşan çeteci Kırım Tatarları da kurtulamadı. Sürgün esnasında ve sürgünden sonra gayri insani şartlar neticesinde sürgün edilenlerin büyük kısmı öldü.

    30 Temmuz 1945’te Kırım MSSC’de resmen ortadan kaldırılarak RSFSC’nin (Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti) bir eyaleti haline getirildi ve bu bölge 1954 yılında Ukrayna SSC’ye hediye edildi.

    Sürgündeki Kırım Tatarları

     

    Daha önce de belirttiğimiz üzere 1957’de sürgüne uğrayan Karaçay, Balkar, Çeçen, İnguş, Kalmuklara hakları iade edilmişti. Kırım Tatarları, Meshet Türkleri ve Almanların ise adları belirtilmemişti. Ancak 28 Nisan 1956’da Yüksek Sovyet Prezidiyumu’nun bir kararı ile bu üç halka seyahat hürriyeti verildiği belirtilmişti. Fakat buna rağmen Kırımlıların büyük çoğunluğu Sovyet kanunlarına göre Sovyetler Birliği’nin içinde dahi seyahat imkanı için gerekli olan pasaporttan yoksundular.

    Bunun üzerine Kırım Tatarları diğer affedilen halklar gibi siyasi yönden aklanmak ve anayurda dönmek için büyük bir mücadele başlattılar. Sovyet kanunlarına mümkün olduğu kadar sadık kalarak başlatılan protesto hareketleri 1965-67 yıllarında, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin XXVIII. kurultayına yollanan (Mart 1968) 130 bin imzalı dilekçe ile doruk noktasına ulaştı.

    Rejim bir yandan bu protestoculara karşı büyük tepki gösterdi; Çok sayıda kişiyi tevkif ettiyse de, diğer yandan bir takım tavizler vermeyi uygun buldu. Protesto hareketlerini bastırmak için bu hareketin başta Mustafa Cemil(ev) olmak üzere belli başlı liderleri tevkif edilip, devlete karşı faaliyette bulunmak gibi asılsız suçlamalara hedef oldular. Baskı o kadar güçlü idi ki, avukatlar işten atılmak korkusundan, kendilerini mahkemeler önünde savunacak avukatlardan bile mahrum oldular. Nihayet 5 Eylül 1967’de Kırım Tatarlarının haksız yere sürgün edildiğini belirtlen bir ferman ilan edildi.

    Buna benzer bir ferman 29 Ağustos 1964’te Almanlar için de ilan edilmişti. Benzer başka bir ferman ise daha sonra (30 Haziran 1968) Meshet Türkleri için ilan edildi. Fakat bu aklama kararı da onların ülkelerine geri dönmelerine imkan sağlamıyordu. Buna rağmen 1968-1969 yıllarında bir miktar Kırım Tatarı Kırım’a (5-6 bin kadar) döndü. Bunlara bu arada çok büyük zorluklar çıkarıldı ve bir kısmı zorla geldikleri yere geri yollandılar.

    Kırım Tatarları Kırım’a yerleşmeye başlayınca “Kırım Tatarları Milli Hareketi Teşkilatı”nın olağanüstü gayretleriyle çeşitli kültürel, sosyal ve siyasi faaliyetler düzenlendi. Bunların en mühimi belki de 18-23 Mart 1991 tarihleri arasında Simferopol’de (Akmescit) düzenlenen “Milletlerarası İsmail Gaspıralı” konferansı ile aynı şehirde düzenlenen “II. Kırım Millî Kurultayı” idi. Bu kurultaya BDT’nin değişik bölgelerine dağılmış olan Kırım Tatarlarının temsilcileri aynı zamanda bazı millî hareketlerin temsilcileri gözetici olarak katıldılar. 250’nin üzerinde delegenin katıldığı kurultayda 33 kişi Kırım Tatar Millî Meclisi’ni ve bu meclisin başkanı olarak Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu seçti.

    Böylece Kırım Tatarları gayr-i resmî olsa da kendi haklarını korumak için demokratik bir şekilde seçilen bir Millî Meclis’e kavuşmuş oldular. Kırım Türklerinin hakları için mücadele ettiği için 17 yıl sürgün ve cezaevlerinde geçiren Mustafa Cemil(ev) Şubat 1992’de ve Nisan 1992’de Türkiye’ye de gelerek burada resmi şahıslar, iş adamları ve halkla görüşerek Kırım Tatarlarının meselesini Türk kamuoyuna duyurmaya çalıştı.

    Özbekistan’daki Kırım Tatarları

     

    Resmi bir Sovyet kaynağından, sürgün esnasında en fazla Kırım Tatarının Özbekistan’a gelmiş olduğunu biliyoruz. Her ne kadar Kırımlılar Özbekistan’ın dışındaki diğer Orta Asya Türk cumhuriyetlerine de sürgün edilmişlerse de sürgünün ilk 2 yılından sonra Özbekistan’da 124.649 veya hayatta kalanların %96.6’sının Özbekistan’da yerleşmiş olduğu tahmin ediliyor. Aynı Sovyet kaynağının belirttiğine göre Özbekistan’a sürgün edilen Kırım Türklerinin %17,7’si (26.775) helak olmasına rağmen gene de fazla sayıda Kırım Türkü burada kalabilmiştir.

    Çok sayıda Kırım Tatarı’nın Taşkent, Semerkand, Andican, Gülistan ve Çırçık gibi şehirlerde olduğu tahmin edilmektedir.

    Kültür ve Eğitim

     

    Özbekistan’da yaşayan Kırım Tatarlarına ancak 1957’den sonra bir takım kültürel haklar tanınmış olup, Kırım Tatar şivesinde bir gazete (Lenin Bayrağı) ve bir iki ayda çıkan bir dergi (Yıldız) neşredilmekte idi. Kırım Tatar şivesinde neşriyata izin verildikten sonra bugüne kadar 200 kadar da kitap yayınlanmıştır. Tabii ki bu haklar diğer Türk boylarına verilen haklar yanında çok azdır. Bu faaliyetlerin dışında halk musikisini, folklorunu yaşatmak için bir halk oyunları ve şarkıları topluluğu (Kaytarma) kurulmuştur. Buna benzer bir iki de amatör topluluk vardır.

    Kırım Tatarlarının en büyük problemlerinden birini de ana dilinde eğitim meselesi teşkil etmektedir. Kırk yıldan fazla bir zaman sürgünde yaşayan genç nesil ana dilini öğrenmekten mahrum olmuştur. Ancak son yıllarda, çok sayıda Kırım Tatar çocuğunun bulunduğu okullarda haftada ancak iki saat olmak üzere ana dili ve edebiyatı dersleri verilmeye başlanmıştı. Fakat bu eğitim çok kifayetsiz kalmaktaydı. Ana dili meselesinin büyük bir problem teşkil ettiği LeninBayrağı gazetesinde ayrı bir sözlük kısmının basılmasından da anlaşılmaktadır.

    Bu nevi bir uygulama hiçbir dildeki gazetede rastlanmamaktadır. dil probleminin olmasına rağmen genelde Kırım Tatarlarında milli şuurun öldüğü hükmünü çıkarmak doğru olmaz. Çünkü böyle bir şuurdan yoksun bir topluluk Sovyetler Birliği gibi katı rejimli bir ülkede kendi haklarına kavuşmak için bu kadar büyük mücadele veremezdi. Kırım’a yerleşmiş olan Kırım Tatarları ise her türlü güçlüğe rağmen siyasî ve kültürel mücadelelerini sürdürmektedirler.

    Avdet adlı gazeteyi yayına sokan Kırımlılar, Taşkent’te çıkan Lenin Bayrağı’nın adını Yeni Dünyaya çevirerek Bahçesaray’da yayına başlatmışlardır. Ayrıca “Kaytarma” halk müzik ve dans ansembeli de Kırım’a getirtmişlerdir. Simferopol (Akmescit) Üniversitesi’nde Kırım-Tatar Dil ve Edebiyat bölümü açılmış olup, burada 20-30 Kırım Tatar genci Rusça ve Kırım Tatarcası öğretmeni olarak hazırlanmaya başlamıştır.

    Nüfus

     

    Mayıs 1944 yılında Kırım MSSC’den sürülen Kırım Tatarlarının nüfusları hakkında 1989 yılına kadar herhangi bir istatistik bilgisi verilmemiştir. Sovyet basını 40 yıldan fazla bir süre böyle bir topluluğun mevcudiyetinden bahsetmeme politikası uygulamıştır. Ancak 1989 yılına ait istatistiksel yayınlarda ilk defa olarak Kırım Tatarlarının nüfusları kaydedilmiştir.

    Daha önceki nüfus sayımlarında ise onların büyük bir kısmının (Kazan) Tatar nüfusu içinde gösterildiği anlaşılmaktadır. 1989 nüfus sayımının verilerine göre BDT’de 268.739 Kırım Tatarı mevcuttur. Ancak Kırım-Tatar milli liderleri bu rakamın doğru olmadığını, Kırım Tatarlarının en az 500 bin ve en çok l milyon civarında olduğunu ifade etmektedirler. Bu iddialarında da nispeten haklıdırlar, çünkü Kırım Tatarları için 1979 ile 1989 istatistik verileri mukayese edildiğinde yüzde yüzün üstünde bir artış oranı tespit etmekteyiz ki bu hiçbir şekilde gerçekçi değildir.

    Bunu önceki nüfus sayımlarında başka bir millete mensup olarak gösterilen veya yazılan Kırım Tatarlarının 1989 nüfus sayımında esas milliyetlerini yazdırmalarının bir neticesi olarak yorumlayabiliriz. Dolayısıyla 1989 nüfus sayımında da bir hayli Kırım Tatarlarının esas milliyetleri ile kaydedilmemiş oldukları kolaylıkla tahmin edilebilir. Ancak gene de bu rakamın bazı Kırım Tatarlarının iddia ettiği gibi l milyona ulaşması fazla gerçekçi değildir. Dolayısıyla biz 400-500 bin rakamım daha gerçekçi bulmaktayız. 1989 yılında Kırım Tatarlarının dağılımı ise Tablo 13’teki gibi idi.

    Tablo 13’ten de görüleceği üzere anavatan Kırım’a hızlı bir göç başlamıştır. 1991 yılında Kırım’a dönenlerin sayısı 70 bine ulaşmıştı. Şu andaki sayıları 260-270.000 civarındadır. Bunlar son yıllarda Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Rusya Federasyonu’ndan Kırım’a göçmüşlerdir. 150-200.000 kadar Kırım Tatarı da dönmeyi arzulamaktadır gibi tahminler ileri sürülmektedir.

    Devamı.. »
  • Çuvaşistan Cumhuriyeti / Çuvaş Türkleri

     

    1551 yılında Rus hakimiyeti altına giren Çuvaşlar, kendilerine Çavaş derler. Çuvaşları diğer Türk boylarından ayıran en mühim özellikler, kullandıkları dil ve Müslümanlıktan farklı bir din (putperestlik ve Hıristiyanlık) gösterilebilir. Çuvaşlar “r” Türkçesidenilen oldukça değişik bir Türkçe kullanırlar ve bu yüzden Çuvaşçayı anlamak mümkün değildir. Ancak dilciler Çuvaşların kullandıkları dilin Türk asıllı bir dil olduğunu söyleyebilirler.

    Çuvaşlar X-XVI. yüzyıllarda eski Türk kabilelerinin (İdil Bulgarlarının) karışmasından meydana gelmiş olup, İdil’in sağında (Çuvaş MSSC) Şura ile Svigiya nehirlerinin arasında oldukça kapalı bir cemiyet halinde yaşarlar. Başlıca, tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar.

    Bilhassa tahta oymacılığı eski sanatlarından biridir. Köylerde kadınlar hâlâ eski kılık-kıyafetlerini kısmen muhafaza etmektedirler. Çuvaş folkloru sanatta, musikide ve halk danslarında yaşamaktadır. Halk sanatı tahta oymacılığı ile örgüde kendini gösterir. Örgülerinde kullandıkları ana renk koyu kırmızı olup, örgülerin arasında yeşil, koyu mavi, sarı renkler ve kenarlarında siyah bordürler hakimdir.

    Coğrafi Konum

     

    24 Haziran 1920’de RSFSC’ye dahil bir Muhtar Oblast (bölge) iken 21 Nisan 1925’te Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti haline sokulmuş olan Çuvaşistan, Orta Volga’nın sağ kıyısında ve onun kolları olan batıdaki Şura ve doğudaki Svigiya arasında yerleşmiştir. Yüzölçümü 18.300 km2’dir. Başkent, Çeboksarı’dır. Çuvaş Cumhuriyeti’nin güney ve doğusunda Volga’da Çuvaş Platosu uzanmaktadır. Batı kısmı ise ormanlıktır ve kısmen bataklıktır. Ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır. Güneydoğusunda ise bozkırlar bulunmaktadır.

    Nüfus

     

    1989 nüfus sayımına göre, Çuvaş Cumhuriyeti’nin genel nüfusu 1.338.023 olup, 905.614 Çuvaş kendi cumhuriyetinde yaşamaktadır. Cumhuriyet genel nüfusunun %67,68’ini teşkil ederler. Cumhuriyet nüfusunun dağılımı ise aşağıdaki gibidir.

    Ekonomi

     

    Ülkenin yarısı tarıma elverişlidir. Tarım yapılan topraklarda buğday, çavdar, patates, şeker pancarı, baklagiller, şerbetçiotu (RSFSC’nin %40’ı) yetiştirilir. 1970’de Çuvaş Cumhuriyeti’nde 431.000 baş sığır, 476.000 domuz, 551.000 koyun ve keçi mevcuttu. Çeboksarı, Alatır, Şumerlya, Kanasa, Urmaraş, Koslovka, Burnau gibi merkezlerde et kombinaları, sütlü gıdaların imal edildiği imalathaneler, makina inşa, elektronik kimya ve tekstil endüstrileri bulunmaktadır. Cumhuriyetin 397 km. demiryolu, 886 km. şose yolu mevcuttur. İdil üzerinde taşımacılık yapılmaktadır.

    N. İ. Aşmarin 1928 ile 1950 yılları arasında 17 ciltlik Slovar Çuvaskogo Yazıka (Çuvaş dilinin sözlüğü) hazırlayarak Çuvaş tarihi, dili ve kültürü için çok mühim bir eser ortaya koymuştur. l Eylül 1967’de Çeboksarı’da Çuvaş Devlet Üniversitesi açılmıştır. Çuvaşlardan bir hayli mühim ilim adamı yetişmiştir.

    Çuvaşların ekseriyeti Hıristiyan diye addedilirse de, eski dini inançlarına sadık kalmışlardır. Çarlık devrinde hükümet, onların arasında güçlü misyonerlik hareketi yürütmüştü. Zaten 1871’de Rus harfleri esasında Çuvaş alfabesi düzenlenmesinin gerçek gayesi de onların Hıristiyanlaşmasını hızlandırmaktı. Bu misyonerlik hareketi Çuvaşların tepkisine sebep olmuş, daha önce putperest olmalarına rağmen, bir kısım Çuvaş ilk hürriyet yıllarında (1905) İslamiyet’i kabul etmişlerdi.

    Kısacası Çuvaşlar dil ve din özellikleri yönünden genel Türklükten uzak gibi gözükmekle birlikte, İdil-Ural’daki diğer Türk boylar (Tatar-Başkurt) ile kardeşliklerinin şuurundadırlar ve bu şuur tahsil derecesinin ve milli kültüre verilen ehemmiyetin arttığı derecede artmaktadır. 1990’dan itibaren Çuvaşistan ile Türkiye arasında kültürel ilişkiler başlamış olup, bir miktar Çuvaş öğrenci Türkiye’de tahsil görmektedir.

    Çuvaşistan veya Çuvaş Cumhuriyeti (Çuvaşça: Чăваш Республики), Rusya Federasyonu’nun içinde yer alan federe cumhuriyettir. Cumhuriyetin adını aldığı Çuvaşlar, Türk halklarından biridir. Çuvaşistan, Rusya’nın orta kesiminde yer alır ve Haziran 1920’de kurulmuştur. Yüzölçümü 18.300 km²'dir. Nüfusu yaklaşık 1.350.000'dir. Başkenti Şupaşkar'dır.

    Çuvaşların, 10.-16. yüzyıllarda eski Türk boylarının (îdil Bulgar'nın) karışmasından meydana geldikleri yazılmıştır. Ayrıca Çuvaşların Suvar ya da Suvaz adlı Türk adından geldiği de öne sürülmektedir. Çuvaşların % 15'i Başkurt ve Tatar bölgesindedir.

    Çuvaşların yaşadığı bölge 16. yüzyılda Rusların eline geçmiş, bölgede 1920'de özerk yönetim birimi oluşmuş, Nisan 1925'te de özerk Cumhuriyet haline gelmiştir. SSCB'nin dağılmasından sonra da (1991) Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti adını almıştır.

    Çuvaşlar Orta Volga bölgesinde, kapalı bir toplum olarak yaşarlar. Cumhuriyetin yüzölçümü 18.300 km2 dir. Ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır. Çuvaşistan'nın ülke nüfusu 1.500.000'dir. Nüfusun %60'ı şehirlerde yaşamaktadır.

    Bu nüfusa, Rusya'ya bağlı diğer federasyon ülkelerinde yaşayan çuvaşlar da eklenirse, tüm Rusya Federasyonlarındaki Çuvaş halkının nüfusu 2.500.000'u bulmaktadır.

    Devamı.. »
RSS
Loading...
loading...
loading...

istanbul escorts

altyazılı porno

istanbul escort

porno izle

istanbul escort

beylikdüzü escort halkalı escort maltepe escort şişli escort mecidiyeköy escort ataköy escort