Son Dakika Haberleri, Spor Haberleri, Siyaset Haberleri, Magazin, Astroloji, Cinsellik, Moda ve Aşk'a Dair Herşey - HaberAl.Tv
Hoşgeldiniz
Giriş / Kayıt Ol

denizli escort

altyazılı porno türk porno türkçe altyazılı porno

Tarih - Coğrafya


Tarih - Coğrafya

  • Kırım Tatar Türkleri

     

    Sovyet yönetimi İkinci Dünya Harbi başladıktan sonra 1941 ile 1944 yılları arasında, “düşmanla işbirliği yapma ihtimali var veya yaptılar” gibi suçlamalarla, sekiz ayrı halkı yerlerinden yurtlarından kopararak Orta Asya’ya ve Sibirya’ya sürmüştü. Bunları sırasıyla Türk halklarından Kırım’ın sakinleri Kırım Tatarları, Kafkasya’da yaşayan Karaçay ve Balkarlar, Güney Gürcistan’daki Ahıska (Meshet) Türkleri ve gene Kafkas halklarından olan Çeçenlerle İnguşlar, İdil boyunda yaşayan Almanlarla Kalmuklardı. Nüfusları toplam olarak bir buçuk milyonu geçen bu insanlar sürgün yerindeki değişik kamplara yerleştirilmişlerdi.

    İşte bu sürgün olayları ve bu halkların sürgün yerleri yıllar boyu devlet sırrı olarak saklandı ve bu durum Stalin’in ölümüne (1954) hatta Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin XX. kurultayına (1956) kadar devam etti. Ancak Sovyetler Birliği Komünist Partisi yeni genel sekreteri Hruşçov kongrede yaptığı konuşmasında bu topyekün sürgünleri ilk defa olarak resmen teyit etmiş oldu.

    Bundan sonra 1957 yılında sürgüne uğrayan 5 halkın hakları iade edildi ve hayatta kalıp da, dönebilecek durumda olanlar kendi tarihi topraklarına dönebildiler (Karaçay, Balkar, Çeçen, İnguş ve Kalmuk). Kalan üçüne, yani Kırım Tatarlarına, Ahıska Türklerine ve Almanlara bu hak verilmedi. Bunun üzerine Kırım Tatarları, Sovyet yönetimini oldukça huzursuz edecek protesto hareketine giriştiler.Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti

    1774 yılında Rusya ile Osmanlılar arasında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması neticesinde Kırım Hanlığı Osmanlı himayesinden çıktı. 1783’te Rusya’nın işgaline maruz kalan Kırım Türkleri için esaret yılları başlamış oldu. Rus yönetimi de onlara karşı çok katı bir politika uygulayarak adeta Kırımlıları yeryüzünden silmeye çalıştı.

    Bu istibdat politikası Kırım Tatarlarını dalgalar halinde Türkiye’ye göç etmeye zorladı (En büyük göçler: 1792, 1860-63, 1874-75, 1891-1902). Neticede Kırım’da Rus yönetiminin arzuladığı şekilde yerli halk Kırım Tatarlarının sayısı oldukça azaldı. 1897 nüfus sayımına göre, Kırım Türklerinin nüfusu ancak %35’i (188.000) teşkil ediyordu. Kırım Hanlığı’nın işgalinden XIX. yy.’ın sonuna kadar buraya çok sayıda Rus, Ukrain, Alman ve Bulgar göçmen yerleştirilmişti. Ancak Çarlık Rusyası’nda 1917 İhtilali’nin patlak vermesi Kırım Tatarları için de bir takım imkanlar doğurdu ve Milli Fırkakurularak bağımsızlık için çalışmalar yapılmaya başlandı.

    Kırım aydınlarının gayreti ile bir anayasa hazırlanarak 13 Aralık 1917’de Millet Meclisi toplandı. Fakat bu nevi milli bağımsızlık çalışmaları bir kaç defa Bolşevik ve Ak Rus müdahaleleri ile sekteye uğradıysa da, Kırım Tatarları hukuken istiklallerini ilan etmişlerdi. Fakat 11 Kasım 1920’de Kırım tamamen Bolşevik hakimiyeti altına girdi ve 18 Ekim 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edildi.

    Kırım MSSC döneminde 1926 yılında yapılan nüfus sayımına göre Kırım Tatarları, Kırım’ın genel 714.000’lik nüfusunun ancak %25’inin teşkil ediyorlardı (Ruslar %42, Ukrainler %10). Fakat buna rağmen Kırım Tatarcası 2. resmi dil olarak kabul ediliyor ve bu dilde eğitim yapılıyor ve kültür faaliyetleri yürütülüyordu.

    Ancak Kırım MSSC 1941 yılının Aralığı’nda Alman ordularının işgaline sahne oldu. Kırım’da 2,5 yıllık Alman işgali döneminde Almanlar da Kırım tarafına bir takım dinî ve kültürel haklar tanıdı. Bir kısım Kırımlılar Alman ordusuna yardımcı olmak üzere kurulan milis teşkilatına da katıldılar. Nisan ve Mayıs 1944’te yapılan savaşlar neticesinde Almanlar mağlup oldular ve Kırım tekrar Sovyet işgali altında kaldı.

    Sovyetler Kırım’a yerleşir yerleşmez Almanlarla işbirliği yapanları takip etmekle yetinmediler, bütün halkı düşman diye damgaladılar ve 18 Mayıs 1944’te bir gece bütün Kırım Türklerini hayvan naklinde kullanılan katarlara yükleyerek günler hatta haftalar sürecek uzun bir yolculuğa yolladılar. Bu topyekun sürgünden Sovyet ordusu veya dağlarda Almanlara karşı savaşan çeteci Kırım Tatarları da kurtulamadı. Sürgün esnasında ve sürgünden sonra gayri insani şartlar neticesinde sürgün edilenlerin büyük kısmı öldü.

    30 Temmuz 1945’te Kırım MSSC’de resmen ortadan kaldırılarak RSFSC’nin (Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti) bir eyaleti haline getirildi ve bu bölge 1954 yılında Ukrayna SSC’ye hediye edildi.

    Sürgündeki Kırım Tatarları

     

    Daha önce de belirttiğimiz üzere 1957’de sürgüne uğrayan Karaçay, Balkar, Çeçen, İnguş, Kalmuklara hakları iade edilmişti. Kırım Tatarları, Meshet Türkleri ve Almanların ise adları belirtilmemişti. Ancak 28 Nisan 1956’da Yüksek Sovyet Prezidiyumu’nun bir kararı ile bu üç halka seyahat hürriyeti verildiği belirtilmişti. Fakat buna rağmen Kırımlıların büyük çoğunluğu Sovyet kanunlarına göre Sovyetler Birliği’nin içinde dahi seyahat imkanı için gerekli olan pasaporttan yoksundular.

    Bunun üzerine Kırım Tatarları diğer affedilen halklar gibi siyasi yönden aklanmak ve anayurda dönmek için büyük bir mücadele başlattılar. Sovyet kanunlarına mümkün olduğu kadar sadık kalarak başlatılan protesto hareketleri 1965-67 yıllarında, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin XXVIII. kurultayına yollanan (Mart 1968) 130 bin imzalı dilekçe ile doruk noktasına ulaştı.

    Rejim bir yandan bu protestoculara karşı büyük tepki gösterdi; Çok sayıda kişiyi tevkif ettiyse de, diğer yandan bir takım tavizler vermeyi uygun buldu. Protesto hareketlerini bastırmak için bu hareketin başta Mustafa Cemil(ev) olmak üzere belli başlı liderleri tevkif edilip, devlete karşı faaliyette bulunmak gibi asılsız suçlamalara hedef oldular. Baskı o kadar güçlü idi ki, avukatlar işten atılmak korkusundan, kendilerini mahkemeler önünde savunacak avukatlardan bile mahrum oldular. Nihayet 5 Eylül 1967’de Kırım Tatarlarının haksız yere sürgün edildiğini belirtlen bir ferman ilan edildi.

    Buna benzer bir ferman 29 Ağustos 1964’te Almanlar için de ilan edilmişti. Benzer başka bir ferman ise daha sonra (30 Haziran 1968) Meshet Türkleri için ilan edildi. Fakat bu aklama kararı da onların ülkelerine geri dönmelerine imkan sağlamıyordu. Buna rağmen 1968-1969 yıllarında bir miktar Kırım Tatarı Kırım’a (5-6 bin kadar) döndü. Bunlara bu arada çok büyük zorluklar çıkarıldı ve bir kısmı zorla geldikleri yere geri yollandılar.

    Kırım Tatarları Kırım’a yerleşmeye başlayınca “Kırım Tatarları Milli Hareketi Teşkilatı”nın olağanüstü gayretleriyle çeşitli kültürel, sosyal ve siyasi faaliyetler düzenlendi. Bunların en mühimi belki de 18-23 Mart 1991 tarihleri arasında Simferopol’de (Akmescit) düzenlenen “Milletlerarası İsmail Gaspıralı” konferansı ile aynı şehirde düzenlenen “II. Kırım Millî Kurultayı” idi. Bu kurultaya BDT’nin değişik bölgelerine dağılmış olan Kırım Tatarlarının temsilcileri aynı zamanda bazı millî hareketlerin temsilcileri gözetici olarak katıldılar. 250’nin üzerinde delegenin katıldığı kurultayda 33 kişi Kırım Tatar Millî Meclisi’ni ve bu meclisin başkanı olarak Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu seçti.

    Böylece Kırım Tatarları gayr-i resmî olsa da kendi haklarını korumak için demokratik bir şekilde seçilen bir Millî Meclis’e kavuşmuş oldular. Kırım Türklerinin hakları için mücadele ettiği için 17 yıl sürgün ve cezaevlerinde geçiren Mustafa Cemil(ev) Şubat 1992’de ve Nisan 1992’de Türkiye’ye de gelerek burada resmi şahıslar, iş adamları ve halkla görüşerek Kırım Tatarlarının meselesini Türk kamuoyuna duyurmaya çalıştı.

    Özbekistan’daki Kırım Tatarları

     

    Resmi bir Sovyet kaynağından, sürgün esnasında en fazla Kırım Tatarının Özbekistan’a gelmiş olduğunu biliyoruz. Her ne kadar Kırımlılar Özbekistan’ın dışındaki diğer Orta Asya Türk cumhuriyetlerine de sürgün edilmişlerse de sürgünün ilk 2 yılından sonra Özbekistan’da 124.649 veya hayatta kalanların %96.6’sının Özbekistan’da yerleşmiş olduğu tahmin ediliyor. Aynı Sovyet kaynağının belirttiğine göre Özbekistan’a sürgün edilen Kırım Türklerinin %17,7’si (26.775) helak olmasına rağmen gene de fazla sayıda Kırım Türkü burada kalabilmiştir.

    Çok sayıda Kırım Tatarı’nın Taşkent, Semerkand, Andican, Gülistan ve Çırçık gibi şehirlerde olduğu tahmin edilmektedir.

    Kültür ve Eğitim

     

    Özbekistan’da yaşayan Kırım Tatarlarına ancak 1957’den sonra bir takım kültürel haklar tanınmış olup, Kırım Tatar şivesinde bir gazete (Lenin Bayrağı) ve bir iki ayda çıkan bir dergi (Yıldız) neşredilmekte idi. Kırım Tatar şivesinde neşriyata izin verildikten sonra bugüne kadar 200 kadar da kitap yayınlanmıştır. Tabii ki bu haklar diğer Türk boylarına verilen haklar yanında çok azdır. Bu faaliyetlerin dışında halk musikisini, folklorunu yaşatmak için bir halk oyunları ve şarkıları topluluğu (Kaytarma) kurulmuştur. Buna benzer bir iki de amatör topluluk vardır.

    Kırım Tatarlarının en büyük problemlerinden birini de ana dilinde eğitim meselesi teşkil etmektedir. Kırk yıldan fazla bir zaman sürgünde yaşayan genç nesil ana dilini öğrenmekten mahrum olmuştur. Ancak son yıllarda, çok sayıda Kırım Tatar çocuğunun bulunduğu okullarda haftada ancak iki saat olmak üzere ana dili ve edebiyatı dersleri verilmeye başlanmıştı. Fakat bu eğitim çok kifayetsiz kalmaktaydı. Ana dili meselesinin büyük bir problem teşkil ettiği LeninBayrağı gazetesinde ayrı bir sözlük kısmının basılmasından da anlaşılmaktadır.

    Bu nevi bir uygulama hiçbir dildeki gazetede rastlanmamaktadır. dil probleminin olmasına rağmen genelde Kırım Tatarlarında milli şuurun öldüğü hükmünü çıkarmak doğru olmaz. Çünkü böyle bir şuurdan yoksun bir topluluk Sovyetler Birliği gibi katı rejimli bir ülkede kendi haklarına kavuşmak için bu kadar büyük mücadele veremezdi. Kırım’a yerleşmiş olan Kırım Tatarları ise her türlü güçlüğe rağmen siyasî ve kültürel mücadelelerini sürdürmektedirler.

    Avdet adlı gazeteyi yayına sokan Kırımlılar, Taşkent’te çıkan Lenin Bayrağı’nın adını Yeni Dünyaya çevirerek Bahçesaray’da yayına başlatmışlardır. Ayrıca “Kaytarma” halk müzik ve dans ansembeli de Kırım’a getirtmişlerdir. Simferopol (Akmescit) Üniversitesi’nde Kırım-Tatar Dil ve Edebiyat bölümü açılmış olup, burada 20-30 Kırım Tatar genci Rusça ve Kırım Tatarcası öğretmeni olarak hazırlanmaya başlamıştır.

    Nüfus

     

    Mayıs 1944 yılında Kırım MSSC’den sürülen Kırım Tatarlarının nüfusları hakkında 1989 yılına kadar herhangi bir istatistik bilgisi verilmemiştir. Sovyet basını 40 yıldan fazla bir süre böyle bir topluluğun mevcudiyetinden bahsetmeme politikası uygulamıştır. Ancak 1989 yılına ait istatistiksel yayınlarda ilk defa olarak Kırım Tatarlarının nüfusları kaydedilmiştir.

    Daha önceki nüfus sayımlarında ise onların büyük bir kısmının (Kazan) Tatar nüfusu içinde gösterildiği anlaşılmaktadır. 1989 nüfus sayımının verilerine göre BDT’de 268.739 Kırım Tatarı mevcuttur. Ancak Kırım-Tatar milli liderleri bu rakamın doğru olmadığını, Kırım Tatarlarının en az 500 bin ve en çok l milyon civarında olduğunu ifade etmektedirler. Bu iddialarında da nispeten haklıdırlar, çünkü Kırım Tatarları için 1979 ile 1989 istatistik verileri mukayese edildiğinde yüzde yüzün üstünde bir artış oranı tespit etmekteyiz ki bu hiçbir şekilde gerçekçi değildir.

    Bunu önceki nüfus sayımlarında başka bir millete mensup olarak gösterilen veya yazılan Kırım Tatarlarının 1989 nüfus sayımında esas milliyetlerini yazdırmalarının bir neticesi olarak yorumlayabiliriz. Dolayısıyla 1989 nüfus sayımında da bir hayli Kırım Tatarlarının esas milliyetleri ile kaydedilmemiş oldukları kolaylıkla tahmin edilebilir. Ancak gene de bu rakamın bazı Kırım Tatarlarının iddia ettiği gibi l milyona ulaşması fazla gerçekçi değildir. Dolayısıyla biz 400-500 bin rakamım daha gerçekçi bulmaktayız. 1989 yılında Kırım Tatarlarının dağılımı ise Tablo 13’teki gibi idi.

    Tablo 13’ten de görüleceği üzere anavatan Kırım’a hızlı bir göç başlamıştır. 1991 yılında Kırım’a dönenlerin sayısı 70 bine ulaşmıştı. Şu andaki sayıları 260-270.000 civarındadır. Bunlar son yıllarda Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Rusya Federasyonu’ndan Kırım’a göçmüşlerdir. 150-200.000 kadar Kırım Tatarı da dönmeyi arzulamaktadır gibi tahminler ileri sürülmektedir.

    Devamı.. »
  • Çuvaşistan Cumhuriyeti / Çuvaş Türkleri

     

    1551 yılında Rus hakimiyeti altına giren Çuvaşlar, kendilerine Çavaş derler. Çuvaşları diğer Türk boylarından ayıran en mühim özellikler, kullandıkları dil ve Müslümanlıktan farklı bir din (putperestlik ve Hıristiyanlık) gösterilebilir. Çuvaşlar “r” Türkçesidenilen oldukça değişik bir Türkçe kullanırlar ve bu yüzden Çuvaşçayı anlamak mümkün değildir. Ancak dilciler Çuvaşların kullandıkları dilin Türk asıllı bir dil olduğunu söyleyebilirler.

    Çuvaşlar X-XVI. yüzyıllarda eski Türk kabilelerinin (İdil Bulgarlarının) karışmasından meydana gelmiş olup, İdil’in sağında (Çuvaş MSSC) Şura ile Svigiya nehirlerinin arasında oldukça kapalı bir cemiyet halinde yaşarlar. Başlıca, tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar.

    Bilhassa tahta oymacılığı eski sanatlarından biridir. Köylerde kadınlar hâlâ eski kılık-kıyafetlerini kısmen muhafaza etmektedirler. Çuvaş folkloru sanatta, musikide ve halk danslarında yaşamaktadır. Halk sanatı tahta oymacılığı ile örgüde kendini gösterir. Örgülerinde kullandıkları ana renk koyu kırmızı olup, örgülerin arasında yeşil, koyu mavi, sarı renkler ve kenarlarında siyah bordürler hakimdir.

    Coğrafi Konum

     

    24 Haziran 1920’de RSFSC’ye dahil bir Muhtar Oblast (bölge) iken 21 Nisan 1925’te Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti haline sokulmuş olan Çuvaşistan, Orta Volga’nın sağ kıyısında ve onun kolları olan batıdaki Şura ve doğudaki Svigiya arasında yerleşmiştir. Yüzölçümü 18.300 km2’dir. Başkent, Çeboksarı’dır. Çuvaş Cumhuriyeti’nin güney ve doğusunda Volga’da Çuvaş Platosu uzanmaktadır. Batı kısmı ise ormanlıktır ve kısmen bataklıktır. Ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır. Güneydoğusunda ise bozkırlar bulunmaktadır.

    Nüfus

     

    1989 nüfus sayımına göre, Çuvaş Cumhuriyeti’nin genel nüfusu 1.338.023 olup, 905.614 Çuvaş kendi cumhuriyetinde yaşamaktadır. Cumhuriyet genel nüfusunun %67,68’ini teşkil ederler. Cumhuriyet nüfusunun dağılımı ise aşağıdaki gibidir.

    Ekonomi

     

    Ülkenin yarısı tarıma elverişlidir. Tarım yapılan topraklarda buğday, çavdar, patates, şeker pancarı, baklagiller, şerbetçiotu (RSFSC’nin %40’ı) yetiştirilir. 1970’de Çuvaş Cumhuriyeti’nde 431.000 baş sığır, 476.000 domuz, 551.000 koyun ve keçi mevcuttu. Çeboksarı, Alatır, Şumerlya, Kanasa, Urmaraş, Koslovka, Burnau gibi merkezlerde et kombinaları, sütlü gıdaların imal edildiği imalathaneler, makina inşa, elektronik kimya ve tekstil endüstrileri bulunmaktadır. Cumhuriyetin 397 km. demiryolu, 886 km. şose yolu mevcuttur. İdil üzerinde taşımacılık yapılmaktadır.

    N. İ. Aşmarin 1928 ile 1950 yılları arasında 17 ciltlik Slovar Çuvaskogo Yazıka (Çuvaş dilinin sözlüğü) hazırlayarak Çuvaş tarihi, dili ve kültürü için çok mühim bir eser ortaya koymuştur. l Eylül 1967’de Çeboksarı’da Çuvaş Devlet Üniversitesi açılmıştır. Çuvaşlardan bir hayli mühim ilim adamı yetişmiştir.

    Çuvaşların ekseriyeti Hıristiyan diye addedilirse de, eski dini inançlarına sadık kalmışlardır. Çarlık devrinde hükümet, onların arasında güçlü misyonerlik hareketi yürütmüştü. Zaten 1871’de Rus harfleri esasında Çuvaş alfabesi düzenlenmesinin gerçek gayesi de onların Hıristiyanlaşmasını hızlandırmaktı. Bu misyonerlik hareketi Çuvaşların tepkisine sebep olmuş, daha önce putperest olmalarına rağmen, bir kısım Çuvaş ilk hürriyet yıllarında (1905) İslamiyet’i kabul etmişlerdi.

    Kısacası Çuvaşlar dil ve din özellikleri yönünden genel Türklükten uzak gibi gözükmekle birlikte, İdil-Ural’daki diğer Türk boylar (Tatar-Başkurt) ile kardeşliklerinin şuurundadırlar ve bu şuur tahsil derecesinin ve milli kültüre verilen ehemmiyetin arttığı derecede artmaktadır. 1990’dan itibaren Çuvaşistan ile Türkiye arasında kültürel ilişkiler başlamış olup, bir miktar Çuvaş öğrenci Türkiye’de tahsil görmektedir.

    Çuvaşistan veya Çuvaş Cumhuriyeti (Çuvaşça: Чăваш Республики), Rusya Federasyonu’nun içinde yer alan federe cumhuriyettir. Cumhuriyetin adını aldığı Çuvaşlar, Türk halklarından biridir. Çuvaşistan, Rusya’nın orta kesiminde yer alır ve Haziran 1920’de kurulmuştur. Yüzölçümü 18.300 km²'dir. Nüfusu yaklaşık 1.350.000'dir. Başkenti Şupaşkar'dır.

    Çuvaşların, 10.-16. yüzyıllarda eski Türk boylarının (îdil Bulgar'nın) karışmasından meydana geldikleri yazılmıştır. Ayrıca Çuvaşların Suvar ya da Suvaz adlı Türk adından geldiği de öne sürülmektedir. Çuvaşların % 15'i Başkurt ve Tatar bölgesindedir.

    Çuvaşların yaşadığı bölge 16. yüzyılda Rusların eline geçmiş, bölgede 1920'de özerk yönetim birimi oluşmuş, Nisan 1925'te de özerk Cumhuriyet haline gelmiştir. SSCB'nin dağılmasından sonra da (1991) Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti adını almıştır.

    Çuvaşlar Orta Volga bölgesinde, kapalı bir toplum olarak yaşarlar. Cumhuriyetin yüzölçümü 18.300 km2 dir. Ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır. Çuvaşistan'nın ülke nüfusu 1.500.000'dir. Nüfusun %60'ı şehirlerde yaşamaktadır.

    Bu nüfusa, Rusya'ya bağlı diğer federasyon ülkelerinde yaşayan çuvaşlar da eklenirse, tüm Rusya Federasyonlarındaki Çuvaş halkının nüfusu 2.500.000'u bulmaktadır.

    Devamı.. »
  • Tataristan Cumhuriyeti / Tatar Türkleri

     

    Kazan (veya İdil) Tatarları İdil-Kama Bulgarları ile XIII. yy.’da Orta Asya’dan bu bölgeye gelen Kıpçak (Kuman) Türklerinin torunlarıdır. Bir Türk boyu olan Bulgarlar VII. yy.’da bu bölgeye yerleşmeye başlayıp, IX. yy.’da bir devlet kurmuşlardı. 922 yılında resmen İslamiyet’i kabul ettiler.

    1220’lerde Cengiz Han’ın torunu Batu Han’ın istilası neticesinde Bulgar Devleti burada kurulan Altınordu (1236-1502) Devleti’nin himayesi altına girdi. XV. yy.’ın ikinci yarısında İdil-Ural ve Altınordu’nun hakim olduğu bölgelerde Kazan (1437-1552), Kırım (1460-1783), Kasım (1445-1681), Astırahan (1466-1556), Sibir (1220-1598) Hanlıkları ve bağımsız Nogay Uruğları meydana geldi. Kazan Hanlığı’nın sınırları içinde gene bir Türk Çuvaşlar, batıda yaşayan Başkurtlar, Fin kavimleri Udmurt (Vot veya Votiak), Mari (Çirmiş) ve Modrvinler bulunuyordu. Uzun mücadelelerden sonra Moskova Knezliği’nin güçlenmesi neticesinde Kazan Hanlığı (1552) düştü.

    Kazan Hanlığı’nın sükûtundan sonraki iki yüzyılda Müslüman Tatarlar büyük siyasî, iktisadî ve dinî takibatların kurbanı oldular ve yerlerini yurtlarını terk ederek daha doğuya, bugünkü Başkurdıstan’a, Urallara ve ötesine göç etmek zorunda kaldılar. Bir kısmı ise güneyde Aşağı İdil bölgesine hicret ettiler. 1860’larda Tatarlar tekrar devletin desteğindeki Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırmanın kurbanı oldular. Tatarlar, Rus hükümetinin bu keyfi hareketine ufak çaptaki isyanlarla cevap verdiler, bir kısmı yeniden başka bölgelere ve Türkiye’ye göçtüler, fakat İslamiyet’ten vazgeçmediler.

    Aynı zamanda Rusya’nın Türkistan’ı istila faaliyeti tamamlanmış ve Tatarlar hasıl olan bu yeni politik duruma kendilerini uydurma gereğini sezmeye başladılar. Şihabeddin Mercanî (1818-1889), Hüseyin Feyizhanî (1821-1866) ve Kayyum Nasırî (1825-1902) gibi şahıslar dinde ve eğitimde reform fikrini ortaya attılar ve bunu yaymaya başladılar.

    1905 Rus İhtilali, söz, toplantı vb. gibi hürriyetler getirince başta Kazan, Kırım Tatarları ve Azerbaycanlılar siyasî ve kültürel faaliyetlere giriştiler. Tatar aydınlarının teşebbüsü ile 1906’da “Müslüman İttifakı” adlı bir siyasî teşekkül kuruldu. Bu arada Tatar gazete ve dergileri mantar gibi yerden bitmeye başladı. Bunlar başlıca Kazan, Ufa, Orenburg, Astırahan, Troisk ve Uralsk gibi merkezlerde yayınlanıyordu.

    1917 Haziranı’nda Kazan’da toplanan kurultay ise “İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk-Tatarlarının” medenî muhtariyetini ilan etti. Bu siyasî teşkilatın başına Paris’te yüksek eğitim görmüş olan Sadri Maksudî (Arsal) getirildi. Kasım ayında bu teşkilat Ufa’ya taşındı ve çeşitli görüşteki insanların katıldığı serbest seçimlerle 120 kişi, adı geçen Millet Meclisi’ne seçildi. Bu meclis 29 Kasım 1917’de İdil-Ural Devleti projesini ilan etti. Bu devlet 1918’e kadar, yani Bolşeviklerin Millet Meclisi’ni dağıtmalarına kadar hükümranlığını korudu.

    23 Mart 1918’de ise Bolşevikler, Sovyet Sosyalist Tatar-Başkurt Cumhuriyeti’ni (İdil-Ural Devleti’nin Sovyet şeklini) kurduklarını ilan etmişlerdi. Bu kararname bir hayli Tatar aydınını Bolşeviklerin safına çekmeye yararlı oldu, fakat Rus komünistleri bu kararnameye karşı çıktılar. Tatar-Başkurt Cumhuriyeti, bu bölgede süren iç savaş sebebiyle gecikti ve Bolşevikler iç savaşı kendi lehlerine bitirince, bu plandan vazgeçerek, 23 Mart 1919’da Başkurt ve 27 Mayıs 1920’de de Tatar muhtar cumhuriyetlerini ilan ettiler.

    Böylece İdil-Ural ufak idarî bölgelere parçalanmış oldu. Vaat edilen Sovyet Sosyalist Tatar-Başkurt Cumhuriyeti yerine iki ufak muhtar cumhuriyetin kurulması Türk birliğinin parçalanmasına sebep oldu. SSCB’deki nüfus oranına göre altıncı sıradaki bir etnik grup olan Tatarlara bu şekilde siyasî-idarî statü verilmesi, sayıca kendilerinden ufak olan etnik gruplardan bile daha az haklara sahip olmalarına yol açtı.

    Bu durum 1917’de Bolşevikler safına katılan Tatar-Başkurt aydınlarında ve hatta en ön saftaki komünist liderlerinde huzursuzluk yarattı. Bunun üzerine Tatar-Başkurt komünistlerinin lideri Mirsait Sultangali(ev) kaybedilmiş hakları geri almak için faaliyete girişti.

    Bu faaliyetlerinden dolayı 1923’te Komünist Partisi’nden atıldı. O bunun üzerine Tatar, Başkurt, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tacik, Çuvaş, Azeri gibi bütün, Türk Müslümanları içine alan “Turan Sosyalist Cumhuriyeti’ni” kurma faaliyetlerine girişti. Fakat kısa bir süre sonra ortadan kaldırıldı ve 1930’larda Bolşeviklerle işbirliği yapmış olan hemen hemen bütün aydınlar Stalin’in temizliklerinin kurbanı oldular.

    Tatar-Başkurt millî hayali ancak Stalin’in ölümünden ve 1956’da 20. Parti Kongresi’nden sonra bir parça liberalleşti. Tatar klasik eserlerinin baskısına müsaade edildi. Tatar MSSC’de (Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) mühim pozisyonlara Tatarlar getirilmeye başlandı. Tataristan Cumhuriyeti muhtar olduğundan ittifak cumhuriyeti statüsüne sahip olan başka milletlerden daha az millî hukuklara sahipti. Mesela 6 milyonluk Tatarlar, Milletler Sovyeti’ne (Şûrası’na) ancak 11 milletvekili yollama hakkına sahipken, l milyon Eston veya l milyon Kırgız, 32 milletvekili yollayabilmekteydiler.

    Bu ise SSCB’deki halklar arasındaki eşitsizliğin bariz bir simgesi olmaktaydı.Coğrafyaİşte bu Tatarların Rusya Federasyonu içinde Tataristan adlı bir cumhuriyetleri bulunmakta olup, başkenti Kazan’dır. 27 Mayıs 1920’de Bütün Rusya İcra Komitesi ile Halk Komiserleri Heyeti tarafından Rusya Federasyonu’na dahil olarak ilan edilen Tatar MSSC, Orta İdil’in kuzeyinde, Avrupa’da ve BDT, Avrupa bölümünde Kama ve İdil nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuştur. Sınırları Çuvaşistan, Mari, Udmurt, Başkurdıstan Cumhuriyetleri, Ulyanovsk, Kirov, Orenburg, Kuybişev ülkeleri (oblast) ile çevrilidir.

    53° 58’-56° 39’ kuzey enlemleri ile 47° 15’-54° 18o boylamı arasındadır. Yüzölçümü 68 bin km2 olup komşusu Başkurdıstan’dan küçüktür. Ahalisi 3,5 milyondan fazladır. Tasarlanan İdil-Ural Millî Devleti’nin yüzölçümü 220 bin km2 iken ufak bir Tataristan yaratılarak, Tatarların büyük bir çoğunluğu bu cumhuriyetin sınırları dışında bırakılmış oldu.

    Tatar adı: Bu Türk cumhuriyetin siyasî konumu hakkında bilgi vermeden önce, “Tatar” adını açıklamakta fayda vardır. Bugün Tatar adı ancak iki Türk boy için; Genelde Volga boyunda yaşayan Kazanlılar (Kazan Tatarı) ve başlıca Özbekistan’daki sürgün yerinde yaşayan Kırımlılar (Kırım Tatarı) için resmî ad olarak kullanılmaktadır.

    Çarlık Rusyası devrinde hemen hemen bütün Türkler için Tatar adı kullanılmışsa da, şimdi bundan vazgeçilmiştir. “Tatar” adının esasta bir Moğol boyunun adı olduğu için bilhassa Türkiye’de bu isme karşı bir antipati mevcut olmakla birlikte, bu mesele bir ilmî münakaşa konusudur. Fakat gerçek şudur ki, bugün Kazanlılar ve Kırımlılar kendilerine Tatar demekte ve Tatar milletinin mensubu olarak saymaktadır.

    Tatar Türkleri; İdil-Ural Tatarları, Kırım Tatarları ve Sibirya Tatarları olmak üzere üç ana kola ayrılırlar. Bu üç ana kolda kendi arasında alt gruplara bölünmüştür. İdil-Ural Tatarları; “Kazan”, “Kasım”, “Kreşin”, Mişer” ve “Tipter” Tatarları olarak alt gruplara ayrılmıştır. Kreşin Tatarları yine kendi içinde “Eski Kreşin”, “Yeni Kreşin” ve “Nogaybek” adlarıyla anılmaktadır. Kırım Tatarları; “Dobruca” (Romanya) ve “Kırım Tatarları” gibi iki coğrafi isimle adlandırılmıştır. Kırım kolu “Yalı” ve “Çöl” gruplarına ayrılmıştır. Sibirya Tatarları ise “Tobol” ve “Tümen” Tatarları ismiyle bilinmektedir.

    Nüfus

     

    Türk halklar arasında demografik yapısı en karmaşık olan toplulukların başında Kazan Tatarları gelir. Bunun tarihî, siyasî ve ekonomik sebepleri vardır. Tarihî açıdan bakıldığında Rus hakimiyeti altına giren ilk Türk topluluk (1552 yılında Kazan Hanlığı’nın yıkılması ile) Tatarlar olmuştur. Bu durum, daha sonra Moskova Knezliği ile çarlığın uyguladığı politikalar bir hayli Tatarı göçe zorlamıştır.

    Tarihî topraklarda yerli Türk nüfusun azalmasının ilk sebebi budur. Siyasî faktör olarak ise 1917 İhtilali’ni müteakip Tatarları parçalamaya yönelik uygulamalar gösterilebilir. Buna göre 1919’da Başkurdıstan, 1920’de Tataristan muhtar cumhuriyetleri ve oblastlar (bölgeler) tesis ederek, Tatarların ancak %25’i kendilerine tahsis edilen cumhuriyetlerde bırakılmışlardır.

    Bundan dolayı 1920’lerdeki açlık yıllarında bir hayli Tatar Orta Asya cumhuriyetlerine göç etmişti. Ayrıca bu yörelerde Bolşevik hakimiyetni yerleştirmek için rejim, bir hayli Tatar öğretmeni, yöneticiyi, zanaatkarı, mütehassısı ve hatta askerini de bu yörelere sevk etmişti. 1950’li yıllarda Tataristan’ı endüstri ülkesine döndürürken buraya bir hayli yabancı (Rus) işçi getirilerek, nüfus dengesi Tatarlar aleyhine bozulmuştu.

    Yukarıdaki ve başka faktörler (mesela ikamet ve çalışma izinlerinin verilmesinde alınan tedbirler) siyasî, ekonomik ve sosyal tedbirlerin neticesinde Tataristan’daki Tatar nüfusunun %50’nin üzerine çıkmaması, yani salt çoğunluk kazanmamasına dikkat edilmiştir. 1989 nüfus sayımına göre (eski SSCB) BDT’deki Tatarların toplam nüfusu 6.645.588 idi ve yıllık 0.74’lük bir nüfus artışı öngörüldüğünde 1992’de bu nüfus 6.794.214’e ulaşmış ve iki bin yılında ise 7.207.005 olacaktır.

    1989 nüfus sayımına göre; Tataristan’ın genel nüfusu 3.641.742 olup, %71.7’sini şehir, %28.3’ünü kırsal nüfus veya başka bir ifade ile 2.611.098’ini şehir, 1.030.644’ünü köy halkı teşkil eder. Milletlere göre nüfus dağılımı ise Tablo 1’deki gibidir.

    1979 ile 1989 nüfus sayımlarının neticeleri karşılaştırıldığında Tatarlarda bir göç eğiliminin başladığı anlaşılmaktadır. Tablo 2 incelendiğinde Türk cumhuriyetlerdeki Tatar nüfusunun (Kazakistan hariç) azaldığı görülmektedir. Bunlar arasında Özbekistan’dan Tatar göçünün oranı son on yılda %12 civarına (63.529) ulaşması bu ülkede yabancılara (bunlar Türk asıllı olsa dahi) karşı reaksiyonunun artması ile izah edilebilir.

    SSCB henüz mevcutken iç göçler kontrol altında tutulmaya çalışılmasına rağmen insanlar siyasî ve ekonomik baskılara dayanamayarak daha emin gördükleri bölgelere göçe başlamışlardı. Bu hemen her milli topluluk için geçerlidir. Ancak bu Orta Asya cumhuriyetlerinden göçen Tatarların ancak 50-60 bininin Tataristan’a, kalanlarının ise Tatarların yoğun bulunduğu komşu bölgelere yerleştikleri anlaşılmaktadır.

    Bugünkü gerçek şudur ki BTD’nin 12 cumhuriyetinin en büyüğü olan Rusya Federasyonu’na dahil Tataristan, toplam Tatar halkının ancak %25’ini içine alan, yüzölçümü yönünden de, BDT ’deki başka Türk cumhuriyetleri ile mukayese edildiğinde hukuken de ikinci-üçüncü plana atılmış bir kuruluş manzarasını arz etmektedir, işte bu %25’lik nüfusa sahip Tataristan gerek kendine sınırdaş bölgelerde yaşayan, gerek başlıca Orta Asya cumhuriyetlerinde bulunan %75’lik Tatar nüfusu adım da millî kültürü yaşatma gibi zor bir görevi yüklenmiş bulunmaktadır.

    Siyasi Yapı

     

    1991 öncesi Tataristan Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde bir anayasası mevcut olup, bu anayasadaki SSCB ve RSFSC anayasalarının örneğine göre hazırlanmış ve harfiyen kopya edilmiştir.

    1986’dan sonra Gorbaçov döneminde başlayan siyasî çokseslilik Tataristan’a ulaştı, çok çeşitli gayr-ı resmi kuruluşlar ortaya çıktı. Bunlar şimdiye kadar yasaklanan dinî, millî, siyasî ve hatta çevre konularını sahiplendiler. En belli başlıları olarak Şihabeddin Mercani, Medeniyet Cemiyeti, Halk Frontı (Halk cephesi), Tugan Yak (Anavatan), Bulgar el-Cedid, Saf İslam, Memorial Cemiyet, Ekoloji, Şefkat vb. dikkati çektiler. Ekim 1988’de 800-900 kişinin katılımında “Tatar İçtimaî Üzeği (Merkezi) (TİÜ)” kurma kararı aldılar.

    Bu arada resmi Tataristan parlamentosu 30 Ağustos 1990’da ülkenin egemenliğinin ve SSCB’nin 16. cumhuriyeti olduğunu ilan etmiş bulunuyordu. Tataristan Yüksek Sovyeti (Parlamentosu) 26 Aralık 1991’de Bağımsız Devletler Topluluğu’na kurucu olarak katıldığımı bildirdiği halde 30 Ağustos 1990’da ilan ettiği egemenlik kararı gibi Moskova bunu da kabul etmedi. Resmî yöneticilerin bağımsızlık kararında ciddî adımlar atamayacağı görüşü kuvvet kazanınca İttifak-Tatar Beysizlik (Bağımsızlık) Partisi’nin de inisiyatifi ile toplandı, bu kurultay “Millî Meclisi” kurdu ve l Şubat 1992’de Tataristan’ın bağımsızlığını ilan etti.

    Bunun üzerine baskı altında kalan Tataristan yüksek Sovyeti ülkenin bağımsızlığı konusunda referandum kararı aldı. Neticede Rusya Federasyonu organları ve Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin’in başta, tehdit ve engelleme çabalarına rağmen 21 Mart 1992’de yapılan referanduma %80 üzerinde katılım olup seçmenlerin %61.5’i bağımsızlığı desteklediklerini bildirdiler. Bu referandumdan sonra Tataristan, 31 Mart 1992’de yeni Rusya Federasyonu antlaşmasını da, kendisinin hukuklarını sınırladığı gerekçesiyle imzalamadı.

    1992’de kabul edilen yeni anayasaya göre Tataristan’da başkanlık sistemi kabul edildi ve Mintimir Şeymiyev ilk cumhurbaşkanı seçildi. 15 Şubat 1994’te Kazan Moskova ile “Yetkileri Paylaşma Antlaşması”nı imzaladılar. Buna göre, Tataristan bir takım siyasi, ekonomik ve kültürel haklar elde etmiş oldu. Bu haklar çerçevesinde 1999 yılında Latin harflerine geçme kararı da verilmişti. Ancak aynı yılın başında Rusya Federasyonu’nun başına Başkan Vladimir Putin’in geçmesi ile Moskova’nın merkeziyetçilik politikası arttı. Rusya Federasyonu yedi bölgeye bölünerek özerk cumhuriyetlerin hakları kısıtlandı. Sırasıyla hüviyet cüzdanları ve pasaportlar değiştirilmeye başlandı. Bu yeni kimliklerde eskiden olduğu gibi “milliyet” hanesinin bulunmaması dolayısıyla, bundan böyle Rusya Federasyonu vatandaşları genel Rus kimliği ile tanınacaklar.

    Rusya Federasyonu’nun yeni Başkanı Vladimir Putin’in 2000 yılı başında hakimiyete geçmesi ile katılaşan Rus politikası Tataristan’ın haklarını elinden almaya başlamıştır. En son olarak da Aralık 2001’de başbakanlığa bağlı TİKA’nın (Türk Ekonomi, Kültür, Eğitim ve Teknik İşbirliği) Kazan ile Başkurdıstan’ın başkenti Ufa’da açmaya planladığı şubeleri Moskova tarafından rededilmiştir.

    Kültür ve Eğitim

     

    Tataristan’da eğitim Rusça ve Tatarca yapılmaktadır. Fakat Tatarca eğitim ancak ilk ve ortaöğretimde kullanılmakta olup, bütün yüksekokullarda eğitim dili Rusçadır. Genelde BDT ’de okuma-yazma problemi çözülmüş olup, Tataristan’da da okuma-yazma bilmeyen kalmamıştır. 1917 İhtilali’nden önce Tatarlar genelde ana dilinde eğitim yapan mektep ve medreselerde eğitim görmekteler idi. Bolşevik hakimiyetinden sonra bu sistem tamamen değiştirildi.

    Okul sisteminin dışında iki defa alfabenin değiştirilmesi de nesiller arasında bir hayli zorluk yarattı. 1925-26 yıllarına kadar Arap harfleri kullanılırken bu tarihten sonra Latin harflerine geçildi. Latin harfleri 15 sene kadar kullanıldı ve 1940’ta Kril (Rus) harfleri kullanma mecburiyeti getirildi. Bu kadar kısa sürelerle yapılan alfabe değişikliği, bir nesli üç alfabeyi öğrenmeye veya öğrenmemeye itti.

    Tataristan’da 12 yüksekokul bulunmakta olup, bunun 60 bin küsur talebesi mevcuttu. 1804’te kurulan Kazan Üniversitesi’nin 8 fakültesi, 60 bölümü ve 10 bine yakın talebesi mevcuttur. Tataristan Cumhuriyeti’nde toplam olarak 11.600 Tatar öğretmeni bulunmaktadır. Üniversite ve yüksek okullardaki 3028 öğretim üyesinin 121’i ilimler doktoru ve 867’si ilimler doktoru adayıydı. Kazan’daki havacılık, kimya-teknoloji ve jeoloji enstitüleri Sovyetler Birliği çapında enstitüler sayılmaktaydı. Kazan Üniversitesi ise eskiden beri Şarkiyat ve Türkoloji araştırmalarının mühim merkezlerinden biri sayılmaktadır.

    Kazan Tatarları, bazı kısıtlamalara rağmen nispeten basın yayma izin verilen 1905-1917 yılları arası dönemde değişik görüş ve eğilimleri temsil eden, çıkarmak istediklerinin 20 tanesi yasaklanmış olmasına rağmen, ana dilde 36 gazete ve 31 dergi ayrıca Rusça ve Arapça olmak üzere de 13 gazete neşretmişlerdi.

    1920’den 1991’e kadar süren Sovyet döneminde güdümlü bir basın yayın politikası yürütülmüştü. Bu dönemde Tataristan Muhtar Cumhuriyeti’nde Rusça çıkan Sovetski Tataristan adlı gazetesinin Tatarca şekli olan Sovyet Tataristanı en etkili gazete olarak kabul ediliyordu. Tataristan’da irili-ufaklı, ekserisi mahalli yüz kadar gazete neşredildiği istatistiklerde belirtilmesine rağmen bunların hiçbir etkisi yoktu.

    1990’dan itibaren ise Vatanım Tataristan (birkaç yıl önce kapandı), Tataristan Yeşleri (Gençler), liberal ve milli eğilimde Şehr-i Kazan etkili olmaya başladı. Bu gazetelerin cumhuriyet dışında yayılmasına müsaade edilmemesi de mühim bir sorun teşkil ediyordu. Yani Tataristan dışında Tatarlar, yani Tatarların %75’i kendi dilinde çıkan gazeteden mahrum edilmişlerdi. Ancak 1990’dan itibaren bu uygulama gevşedi ve Tataristan’ın dışında da bu gazetelere abone olma imkanı sağlandı. 1999 yılında Tataristan parlamentosu Latin harflerine geçme kararı almıştı ve uygulamaya 2001’de geçilecekti. Ancak Moskova’nın buna karşı gösterdiği tepki dolayısıyla bu geciktirildi, belki de tamamen uygulamadan kalkacak bir duruma geldi.

    Ekonomi

     

    Tataristan hem tarım hem de endüstri ülkesidir. Tataristan’ın en büyük tabiî zenginliğini petrol ve yeraltı tabiî gazı teşkil eder. Ortalama olarak 100 milyon ton petrol istihsal edilmekte olup, 1975 ve 1976 yıllarında 103 milyon ton petrol çıkarılmıştır. Ancak bu üretim her yıl azalarak 1991’de 35 milyon tona düşmüştür.

    Petrol ve tabiî gaz merkezleri Tataristan’ın Elmet, Leninogorsk, Alabuga, Mendelyevsk gibi şehirlerindedir. Burada çıkarılan petrol Başkurdıstan, Kuybişev, Gortdy, Yaroslav, Rezan, Moskova ve Perm’deki rafinerilere ve “Dostluk Petrol Hattı” ile Polonya, eski Doğu Almanya, Macaristan ve Çekoslovakya’ya yollanmaktadır.

    Tataristan’da petrol toprağa basınçlı su verme metodu ile çıkarılmakta olup, bu metot istihsalin Sovyetler Birliği genelinden iki misli daha ucuza mal olmasına sebep olmaktadır. Tataristan’da 4 milyar metreküp tabiî gaz çıkarılmaktadır. Tabiî ki, daha fazla petrol çıkartma, Sovyetler Birliği’ni daha fazla zenginleştirme kaygısı, çevrenin kirlenmesine, tarıma elverişli yerlerin de tahribine, yok olmasına yol açmaktadır.

    Tataristan’da bu petrol ve tabiî gaz endüstrisinin yanında en mühim üçüncü endüstriyi kimya ve petro-kimya endüstrileri teşkil etmektedir. Kimya endüstrileri başlıca Kazan ile Tüben (aşağı) Kama şehirlerinde bulunmaktadır. Bu kimya fabrikalarının imalatı SSCB genelinde de mühim yer tutmaktaydı. Bu fabrikalarda polietilen, aseton, sentetik, kauçuk, film gibi 4 binden fazla kimyevî madde imal edilmektedir. Kazan Uçak Fabrikası’nda İL-62 tipindeki uçaklar imal edilmektedir. Tataristan’ın başkenti Kazan’da BDT’nin en büyük bilgisayar ve optik aletler fabrikaları bulunmaktadır. Amerikan ve Avrupa teknolojisi, kurulan eski SSCB’nin en büyük kamyon fabrikası (Kamaz) ise ile Naberejini Çelni’da (Çallı) bulunmaktadır.

    1976’da imalata geçmiş olup, 150 bin ağır evsaflı kamyon ve 250 bin dizel motoru imal etmektedir. Bu büyük endüstri kompleksinde 120 bin kişi çalışmakta olup, işçilerin %46’sını Tatarlar, %44’ünü Ruslar teşkil etmektedir. Bunun dışında hafif endüstri dalında dericilik ve kürkçülük mühim yer tutar.

    Tataristan’da tarım faaliyetleri eski SSCB’nin başka bölümlerinde de olduğu gibi Sovhoz (devlet çiftliği) ve kolhozlar (kolektif çiftlik) tarafından yürütülür. Tataristan’da başlıca çavdar, buğday, mısır, burçak, keten, şeker pancarı yetiştirilir. Bunun dışında sebzecilik ve meyvecilik de gelişmiştir.

    Tataristan, ancak 68 bin kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip olmasına rağmen endüstri ve köy ekonomisi yönünden BDT genelinde (yüzölçümü: 22.402.000 km) ağırlığını hissettirmekte, en ileri ve zengin ülkelerinden biri derecesindedir. Bütün bunlara rağmen asıl zenginlik cumhuriyette kalmamakta merkeze akmaktadır. Şu anda BDT kurulduğu için tek söz hakkı Rusya Federasyonu’na kalmıştır.

    Devamı.. »
  • Doğu Türkistan / Uygur Özek Bölgesi

     

    Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) 1949 yılında Mao Tse Dung’un iktidarı ele geçirmesi ile kurulmuş bir sosyalist ülkedir. Başka bir ifade ile büyük komşusu eski Sovyetler Birliği’ne eşdeğer bir rejime sahiptir. Çin’in diğer ve belki de en mühim özelliğini nüfusu teşkil etmektedir. Çin dünyada en fazla nüfusa sahip ülke durumundadır.

    Dolayısıyla da Çin’in bu muazzam nüfusundan korkanlar bir “sarı tehlikeden” bahsetmektedirler. Şüphesiz Çin Halk Cumhuriyeti ve Çin halkı dünyada mühim demografik, ekonomik ve stratejik faktörü ihtiva etmektedirler.

    Çin son yıllarda gösterdiği ekonomik başarı ile de dünyanın mühim bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılındaki kuruluşundan 1960’lara kadar aynı sistemi paylaştığı Sovyetler Birliği ile gayet sıkı-fıkı bir işbirliğinde iken sonradan münasebetleri ciddi bir şekilde bozulmuş ve dünya basınında “Sovyet-Çin çatışmasından” söz edilmeye başlanmıştı.

    Çin ayrıca kendi içinde 1966 yılından 1976 yılına kadar süren “kültür ihtilali” ile dikkatleri çekmiştir. Bu on yıllık dönence aşırı sol grupların liderliğinde ülkede tam bir terör yaşanmış, bir hayli kültürel değer yakılıp-yıkılmıştı. Ancak yeni yöneticilerin iktidara gelmesiyle Çin kapılarını dünyaya açmaya ve ülkeyi modernleştirme faaliyetlerine girişmeye başlamıştır.

    İşte çok eski bir tarih ve zengin medeniyete sahip olan Çinliler ile Türkler arasında münasebetler M.Ö. devirlere dayanmaktadır. Hatta İslamiyet öncesi Türk tarihini incelemek ancak eski Çin kaynaklarını taramakla mümkün olmaktadır. Aynı coğrafî bölgeyi paylaşmış olan Türklerle Çinliler arasında menfaat çatışmalarının olması gayet tabii idi ve bu çatışmalar çok ufak çapta olmakla birlikte bugün de devam etmektedir.

    Bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türkler aslında demografik yönden kayda değer bir faktör olmaktan çok uzaktırlar. Yani Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Türkler Çinliler için herhangi bir tehlike olmaktan çok uzaktırlar. Ancak Türklerinçoğunlukta yaşadığı Doğu Türkistan (Sincan-Uygur Özerk Bölgesi) Çin ile Sovyetler Birliği arasında yerleştiği için mühim bir stratejiye sahiptir. Pekin bu bölgeye ve dolayısıyla bu yörenin yerli ahalisini teşkil eden Türklere ehemmiyet verir gözükmektedir.

    1955 yılında tesis edilen Sincan-Uygur Özerk Bölgesi (Çince: Şin-ciang Vey-vu-ır Cu-çi-çü) Batı Avrupa kadar bir yüzölçümüne sahip olup, 1.710.000 km2dir ve Çin’in toplam yüzölçümünün 1/6’sını teşkil etmektedir. Kuzeydoğusunda Moğolistan Cumhuriyeti, kuzeybatısında 3 bin km.’lik bir hudutla sınırlanan eski Sovyetler Birliği’nin ittifak cumhuriyetleri Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, güneybatısında Afganistan, güneyinde Pakistan’la Hindistan’ın paylaşamadıkları Keşmir ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Doğu Türkistan gibi muhtar bir bölgesi olan Tibet ve doğusunda Çinhay ve Gansu eyaletleri bulunmaktadır.

    Başka bir ifade ile Doğu Türkistan 73°40’ ile 96°20’ doğu enlemi ile 35°10’ ile 49°20’ kuzey boylamı arasında yerleşmiştir. Doğudan batıya doğru uzanan Tanrı dağları ülkeyi kuzeydeki ufak ve güneydeki büyük parçaya bölmektedir. Ülkenin kuzey kısmı Çungarya ve güney kısmı Kaşgarya olarak bilinir. Ülkenin kuzeyinde büyük Takla Makan çölü bulunmaktadır. Tanrı Dağları ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki ulaşımı zorlaştırmaktadır. Tabiat şartlarının hayli zor olduğu Türkistan’da halkın %90’ı sulak bölgeler olan Hami, Urumçi, Korla, Aksu, Kaşgar ve Hotan gibi yörelerinde yerleşmiştir.

    Doğu Türkistan’da sert bir kara iklimi hüküm sürmekte olup yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise yağışlı ve soğuk geçmekte, gece ile gündüz arasında yüksek ısı farkı bulunmaktadır.

    Devamı.. »
  • Türkmenistan Cumhuriyeti

     

     

    Bugün tam bağımsız yedi Türk cumhuriyetinden biri olan Türkmenistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1990 yılında egemenliğine kavuşmuş; 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. Yeşil zemin üzerinde ay, beş yıldız ve beş Türkmen halı motifi bulunan Türkmenistan bayrağı, bugün Türkmenistan’ın yönetildiği anayasayla birlikte 1992 yılında kabul edilmiştir. Başkenti Aşgabat olan ülke, cumhuriyetle yönetilmektedir.

    İç Asya’da, Türkistan olarak adlandırılan geniş coğrafyanın batısında yer alan; batısında Hazar Denizi, doğusunda Özbekistan, kuzeyinde Kazakistan ve güneyinde İran ile Afganistan bulunan Türkmenistan’in yüzölçümü 448.100 km2’dir. 1996 yılı sayımına göre nüfusu 4.566.800’dür. Türkmenistan nüfusunun 2010 yılında 5.725.000 olduğu düşünülmektedir.

    Türkmenistan nüfusunun %77’sini Türkmenler, %9,2’sini Özbekler, %6,7’sini Ruslar, %2’sini Kazaklar ve geri kalan kısmını çeşitli Türk boyları oluşturmaktadır. Halkın %90’ı Müslüman, %10’u ise Ortodoks Hristiyan’dır. Resmi para birimi, 1993 yılında tedavüle giren Manat’tır.

    Türkmenistan’da Ahal, Balkan, Daşoğuz, Levap ve Marı olmak üzere beş vilâyet bulunmaktadır. Vilâyetler, halkın yaşam alanlarına göre meydana gelen beş büyük topluluğu temsilen oluşturulmuştur. Başkent, Ahal vilâyetindeki Aşgabat şehridir. Diğer önemli şehirleri Marı (Merv), Türkmenbaşı, Daşoğuz (Daşhovuz), Türkmenabat, Atamırat (Kerki) ve Köneürgenç’tir.

    Türkmenistan topraklarının 4/3’ü Karakum Çölü’yle kaplıdır. Bunun için yaşamaya elverişli kısım ülke topraklarının küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Toprakların %3’ü tarıma elverişli olmasına rağmen, halkın %47’si tarımla geçimini sürdürmektedir. Bitki örtüsü yok denecek kadar azdır. Yalnızca İran ve Afganistan sınırında uzanan yüksek platolarda ağaçlık alanlar bulunmaktadır. Ülke kaynaklarının sıkıntılarına rağmen son zamanlarda yapılan liberal ekonomi çalışmalarıyla ülke ciddi anlamda kalkınma ve gelişme sürecine girmiştir.

    Resmi dil Türkmen Türkçesidir ve ülkede okuma yazma oranı %98’dir. Sekiz tane yükseköğretim kurumu ve binlerce akademik unvana sahip bilim adamı bulunmaktadır. Sosyal bilimlerin yanı sıra, teknik bilimlerde de önemli çalışmalar yürütülmektedir.

    Devamı.. »
RSS
Loading...
loading...
loading...
porno izle
istanbul escort
escort istanbul