Son Dakika Haberleri, Spor Haberleri, Siyaset Haberleri, Magazin, Astroloji, Cinsellik, Moda ve Aşk'a Dair Herşey - HaberAl.Tv
Hoşgeldiniz
Giriş / Kayıt Ol

Tarih - Coğrafya


Tarih - Coğrafya

  • Azerbaycan Siyasi ve Fiziki Haritası

     

    Azerbaycan arazisi petrol ve gaz yatakları ile eskiden beri bilinmesi sebebiyle “Odlar yurdu” olarak adlandırılmıştır. Azerbaycan hakkında ilk yazılı malumatlara antik devrin coğrafyacıları ve tarihçilerinin eserlerinde rastlanır. Eski Azerbaycan’ın coğrafyası, tabiati, servetleri, halkı hakkında Herodot, Strabon, Plinin, Plutarh ve Ptoloimeyin eserlerinde geniş bilgiler bulunmaktadır.

     

    azerbaycan haritası

     

    M.Ö.I-M.S. I. asırda yaşamış Yunan coğrafyacısı Strabon kendisinin meşhur “Coğrafya” adlı eserinde Azerbaycan’ı oldukça geniş tasvir etmiştir. O, Azerbaycan’ın düz ve dağlık arazilerinde zengin ormanların, bol sulu nehirlerinin ve yer altı kaynaklarının olduğunu belirterek, Kür çayı boyunca uzanan düzlüklerin Babil ve Habaş düzlüklerinden daha iyi sulandığını ve çok verimli olduğunu yazmıştır.

    M.S. II asırda yaşamış Yunan coğrafyacısı Ptolomeyin verdiği bilgiler de oldukça önemlidir. Ptolomeyin verdiği haritada Azerbaycan’ın kuzey topraklarında-Albanya’da kurulmuş 29 şehir ve diğer yerleşim yerlerinin isimleri verilmiş ve onların koordinatları gösterilmiştir.

     

    azerbaycan siyasi haritası

    Azerbaycan’ın Batı ile Doğu’nun birleştiği mevkide kurulmuş olması ve zengin tabiata malik olması bir kısım araştırıcıların da dikkatini çekmiştir. Orta asır Türk, Arap, İtalyan, Fransız v.b seyyah ve coğrafyacıları Azerbaycan’ın tabiatı, abideleri, halkı ve gelir kaynakları hakkında bilgiler vermişlerdir.

    Azerbaycan dünyada en eski insan meskenlerinden biridir. XX. asrın 60’lı yıllarında Azerbaycan arkeoloğu Memmedali Hüseynov, Fuzuli şehrinden 17 km kuzeybatıda, Kuruçay deresinin sol yamacında taş devrine ait azıh mağarasını keşf etti. Bulunan insan çenesi ve aletler Azerbaycan’da hala 1.500.000 yıl önce insan yaşadığını tespit eder.

    Azerbaycan arazisinde en eski devletler Manna, Atropatena, Albaniya gibi devletler kurulmuştur.

    Azerbaycan tarihen çok milletli bir ülke olmuştur. Çok eskilerden Azerbaycan arazisinde Kuttiler, Lullibeyler, Turukkiler, Kimmerler, İskit-Sakalar gibi kavimler yaşamışlardır. Burada geçmişden başlayarak Kafkas-İber dillerinde konuşan Udinler ve Lezgiler, Farsça konuşan Tatlar ve Talışlar büyük ekseriyet teşkil eden Türk soylu halklar ile birlikte yaşamışlar ve şimdi de yaşamaktadırlar.

    Azerbaycan’da baskın rol daima zengin, eski medeniyete ve devlet anenelerine sahip olmuş Türk soyuna mensup olmuştur. Türk dili, medeniyeti ve sosyal yaşantısı Azerbaycan arazisinde yaşayan bütün diğer halkları birleştirerek genel ve birliktelik özelliği olan halkın oluşmasını sağlamışlardır.

     

    Azerbaycan Tarihi 
    Azerbaycan Edebiyatı 
    Azerbaycan Coğrafyası 
    Azerbaycan Nüfusu 
    Azerbaycan Ekonomisi 
    Azerbaycan Türkçesi 
    Azerbaycan İklimi ve Yer Altı Kaynakları 
    Azerbaycan Kültür ve Medeniyeti 
    Azerbaycan Haritası 
    Azerbaycan Bayrağı

    Devamı.. »
  • Azerbaycan Kültür ve Medeniyeti

     

    Azerbaycan sadece tabii servetleri ile değil, halkının yarattığı eski ve zengin medeniyeti ile de meşhurdur. Azerbaycan halkı dünya ilim ve medeniyet hazinesine büyük inciler vermiştir. Hatta bu medeni servetler devrimize kadar gelmektedir.

    Kuzey Azerbaycan’ın işgal edilmesi ile Rusya’nın müstemlekeci siyaseti ilim ve medeniyete de tesirini göstermiştir. Rusya, Kuzey Azerbaycan’da tahsil sahasında kötü bir siyaset gütmekteydi. Önceki dönemlerde tahsil sahasında elde edilen bilgiler inkar edilip Ruslaştırma yolu ile Çarlığa sadık memurların yetiştirilmesine yönlendirilen tahsil sistemi kurulmuştu. Tahsil sisteminin ilk basamağı bir yıllık “köy okulları”, sonraki basamakları ise kaza mektepleri, lise, üniversite ve teknik yüksek okulları idi.

    Kaza mektepleri Şuşa’da (1830), Bakü’de (1832), Nuha’da (1832), Gence’de (1833), Nahçıvan’da (1837) ve Şamahı’da (1838) açıldı. Azerbaycan aydınları liselerin kurulmasını teklif etmişlerdi ancak “bu tedbirlerin vakti değil” bahanesi ile Çarlığın hakimiyet organları tarafından reddedilmişti. Azerbaycan Türkçesi ile eğitim veren derslikler 30 yılların sonunda açılmaya başladı.

    Müstemlekecilik ve Ruslaştırma siyasetine rağmen, Azerbaycan medeniyeti terakkiperver hadimlerin -M. F. Ahundov, meşhur maarifci- pedagog, alim ve mütefekkir H. Zardabi, dramaturg N. Vezirov, pedagog ve maarifci S. A. Şirvani, halk maarifi hadimdari S. M. Genizada, Raşid bey Efendiyev gibi bir nesli de yetiştirdi. H. Z. Tagıyev, M. Nağıyev v.b. maarif sahasında cesaretli adımlar atarak mektepler açar, gençlerin başka şehirlerde tahsil almalarına yardım ettiler.

    Avrupa tahsili görmüş yeni milli aydınlar nesli yetişmeye başladı. Önceki öğretmenler, demokratik aydınlar mektep ve medreselerdeki eskimiş tahsil usüllerini tenkit ederek ana dilinde yeni usül mektepler açmaya çalıştılar. Şamahı’da Seyid Azim Şirvani, Şuşa’da Mir Muhsin Navvab, Nahçıvan ve Ordubad’da Memmedtağı Sidgi’yi teşkil ettikleri mekteplerde ana dili, tarih, coğrafya, tabiat v.b. fenler öğretiliyordu. 80’li yılların ortalarında Rus-Azerbaycan mektepleri kurulmaya başlandı.

    Bu mekteplerde Azerbaycan dili mecburi derslerdendi. İlk Rus-Azerbaycan mektebinin esası 1887’de Bakü’de H. Mahmudbayov ve S. M. Genizada tarafından yapıldı. Nahçıvan, Nuha, Şuşa, Gence, Şamahı, Salyan ve başka yerlerde de böyle mektepler açıldı. 1896’da Bakü’de erkek lisesi faaliyete başladı. Zagatala, Bakü, Şuşa v.b. şehirlerde gız mektepleri açıldı. 1879’de Gori şehrinde Güney Kafkas öğretmenler seminerinde Azerbaycan bölümü kuruldu.

    İlk kütüphane-okuma salonları mekteplerin kontrolünde açıldı. Bakü, Nahçıvan, Guba, Şamahı, Ordubad, Lenkaran, Gence, Şuşa, Ağdam v.b. yerlerde bu türden 29 kütüphane vardı. N. B. Vezirov, N. Narimanov, H. Mahmudbayov, S. M. Genizada, R. Efendiyev, Ü. Hacıbayov, M. E. Sabir, C. Mammadguluzade, M. Şahtahtinski, A. Şaig, S. S. Ahundov ve başkaları modern pedagojik prensipler esasında yeni mekteplerin açılmasını talep ediyorlardı.

    A. Şaig, H. Mahmudbeyov ve başkaları ana dilinde ders kitapları yazdılar. Mekteplerin sayısı da arttı. 1902’de Azerbaycan’da 240 civarında kadar ilk okulda 15 binden çok öğrenci okuyurdu. Gori öğretmenler seminerinin mevcut şubeleri talepleri karşılayamadığından 1914’de Gence’de, iki il sonra ise Bakü’de muallimler semineri faaliyete başladı. Milli Azadlıg hareketinin tesiri altında sayısı hayli artan kütüphaneler harici ülkelerden 30’dan fazla dilde gazete, dergi ve kitap alıyordu.

    1918’de Azerbaycan Devleti kurulduktan sonra Milli hükümet ilim ve medeniyete özel önem verildi. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti halkın eğitimine de önem verdi. İlk Halk Maarif Bakanı olarak Nesibbey Yusufbeyli tayin edildi. Hükümet 28 Ağustos 1918’de mekteplerin millileştirilmesi hakkında kararı kabul etti. Bakü, Gence, Şuşa, Gazah v.b. şehirlerde hususi pedagoji kursları teşkil edildi. artık 1919 yılın başlarında Azerbaycan’da 23 orta ihtisas ve 637 ilk okul faaliyet gösteriyordu. 1 Ağustos 1919’da Bakü Devlet Üniversitesi açıldı. Azerbaycan hükümeti tarafından 100 genç Türkiye, İtalya, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın yüksek okullarında tahsil almaya gönderildi.

    Fakat, Bolşevik işgali Milli hükümetin başladığı işi yarım koydu. 1920 yılının Nisan’ından sonra tahsil yeniden Ruslaştırıldı. 1926’da Azerbaycan’da ahalinin %25’i, 1930’da ise yarıdan çoğu okur yazardı. 30’lu yılların sonunda Cumhuriyet’te okulların genel sayısı 4500 civarındaydı. 20 yıllarında Azerbaycan’da yeni yüksek okullar açıldı. Artık 1940-1941 eğitim yılında Azerbaycan’da 16 yüksek okul vardı.

    30’lu yıllarda tahsil sahasında Ruslaştırma hayli güçlendirildi. 1939 yılının sonunda latin işaretli Azerbaycan alfabesi değiştirilerek kiril işaretleri kullanıldı. Bundan maksat Azerbaycan halkının Latin alfabesiyle ortaya koyduğu ilim ve medeniyetin nesillere geçmesini önlemekti.

    İkinci Dünya Muharebesi Azerbaycan tahsil sistemine de ağır darbe vurdu. Bir çok öğretmen cephelere savaşmaya gitti. 1949’da zorunlu eğitim başladı. 1959’da ise zorunlu eğitim sekiz ila 1966’da on yıla çıkarıldı. 60-70’li yıllarda yeni yüksek okullar açıldı. SSCB dağıldıktan ve Azerbaycan bağımsızlığını kazandıktan sonra özel okullar da açıldı. Artık XX. asrın 90’lı yıllarının sonunda Azerbaycan’da tahminen 50’ye yakın yüksek okul vardı.

    İşgal Azerbaycan ilimine büyük zarar verdi. İşgalden sonraki ilk yıllarda tarihçiler Mehemmed Razi, Mehemmed Sadig, Abdürrezzag Dunburlu, Kerim Ağa Şakihanov, Mirza Adıgözelbey, Mirza Cemal gibilerince temsil edilmekteydi. İşgalden sonra ayrı ayrı hanlıkların tarihine dair eserler yazıldı. Şeki’nin sonuncu hanının oğlu Kerim ağa Şakihanov Azerbaycan Türkçesinde “Şaki hanlarının tarihi”, Mirza adıgüzel bey ve Mirza Cemal Cevanşir ise Karabağ hanlığının tarihine dair “Karabağname” eserlerini yazdılar. Abasgulu Ağa Bakühanov Azerbaycan tarihinin ilmi esaslarla yazılmasının metodunu ortaya koydu.

    XIX. asrın ikinci yarısında tarih ilmi esasen Mirza Yusuf Karabağlı, Rızagulubey Mirza Camaloğlu, Ahmedbey Cevanşir, Hasenalihan Karabağlı ve başkalarının şahsında temsil edildi. Görkemli tarihçi-hronist M. C. Rızagulubey 70’li yıllarda “Karabağname” eserini tertip etti. H. Karabağlının 1880’de yazdığı “Karabağname” adlı eseri XVIII. asrın ikinci yarısı-XIX. asrın ise başlarında ortaya çıkan hadiseleri ihtiva etmektedir. 1883’te Şuşa’da Ahmedbey Cevanşir “1747’den 1805’e kadar Karabağ hanlığının siyasi vaziyeti” hakkındaki eserini Rus dilinde yazdı. Mir Mehdi Hazani’nin “Kitabi-tarihi Karabağ” eseri ise hanlığın kurulmasından Türkmençay Antlaşması’na kadarki dönemde olmuş olayları ihtiva etmektedir.

    XX. asırda Azerbaycan tarihine dair eserlerin yazılması işi devam ettirildi. Azerbaycan’da felsefi fikrin inkişafı A. A. Bakıhanov ve M. Ş. Vazehin felsefi idelojileri ile bilinirlerdi. Reşid Bey İsmailov “Muhtasar Kafkas tarihi”, Hacı Şeyh Hasen Mollazade Gencevi “İslam ve Doğu ülkeleri”, Mirza Rahim “Tarihi-Cedidi-Karabağ” (“Karabağ’ın yeni tarihi”) adlı eseri yazdı.

    15. yıl Rusya Arkeoloji Cemiyeti’nin Doğu heykeltıraşlığı şubesinin başkanı olarak görev yapan oryantalist M. S. Topçubaşov dünyaca şöhret kazandı. Meşhur oryantalist Mirza Kazımbey Rusya İlimler akademisinin muhbir üyesi, Büyük Britanya Kral Cemiyeti’nin ve başka nüfuzlu uluslararası teşkilatların üyesi seçildi.

    Azerbaycan’ın ilk önemli kimyacısı Muhsin bey Hanlarov Almanya’da tahsil alarak ilimler doktoru derecesine yükseldikten sonra Bakü’de kendi sahasındaki araştırmalara devam etti. Bakü’de onunla birlikte harici ülkelerde tahsil almış tanınmış kimyacılardan S. Gambarov, İ. Amirov vb. çalışmaktaydılar. Azerbaycan dili ilmi eserler dili idi. Bakü’deki bilimsel labratuvarlarda M. Hanlarov, A. Mirzayev, İ. Rzayev, F. Rüstembeyov ve diğer Azerbaycanlı alim-mühendisler çalışıyordu.

    Bolşevik işgali ilmin inkişafına da ciddi darbe vurdu. Bununla birlikte, 1923’te Azerbaycan’ı bilen bir cemiyet kuruldu. Bu cemiyet 1929’da Devlet İlmi Tedkikat Enstitüsü’ne çevrildi. 1932’de bu enstitünün bünyesinde SSCB EA Güney Kafkas şubesinin Azerbaycan bölümü teşkil edildi. 1935’te bu şube SSCB EA Azerbaycan bölümüne çevrildi. Sovyet devrinde Azerbaycan tarihçilerinin yeni nesli yetiştirilmeye başlandı.

    Bu devir tarih ilminin başlıca özellikleri gerçek tarihi hadise ve olayları çarpıtmak, Kominist Partisi’nin hakim rolünü göstermek, sınıflar arası çatışmayı ön plana çıkarmak vs. idi. Bununla birlikte, Sovyet devrinde Azerbaycan tarihçilerinden İ. Hüseynov’un, A. Sumbatzade’nin, Z. Bünyadov’un vb. eserleri tarih ilimine büyük faydaları oldu. Arkeoloji ilerledi, tıpçı M. Topçubaşov meşhurlaştı. Azerbaycan Sovyet İttifakında Türkolojinin Merkezi haline geldi. 1926’da Bakü’de I. Umumi Türkoloji Kurultayı toplandı.

    Cumhuriyet’te petrol ilmi inkişaf etti. İkinci Dünya Muharebesi yıllarında Azerbaycan ilmi faşizmle mücadelede kullanıldı. 1945’de Azerbaycan İlimler Akademisi kuruldu. Devlet bağımsızlığını kazandıktan sonra Azerbaycan ilmi ne kadar güçlüğe düştüyse de, uluslararası alâkalar genişledi. Devlet bağımsızlığının kazanılması ile yakın ve uzak tarihi geçmişe yeni bir Baküş oluştu. Bu, tarihi olduğu gibi ve objektif yazmaktan ibaret idi. Azerbaycan tarihçileri doğrudan harici ülkelere çıkmak imkanını kazandılar. Onlar bir çok uluslararası konfranslara iştirak ettiler, hariçte bir çok bilimsel makale ve kitaplar yayınladılar.

     

    Azerbaycan Tarihi 
    Azerbaycan Edebiyatı 
    Azerbaycan Coğrafyası 
    Azerbaycan Nüfusu 
    Azerbaycan Ekonomisi 
    Azerbaycan Türkçesi 
    Azerbaycan İklimi ve Yer Altı Kaynakları 
    Azerbaycan Kültür ve Medeniyeti 
    Azerbaycan Haritası 
    Azerbaycan Bayrağı

    Devamı.. »
  • Azerbaycan Ekonomisi

     

    XIX. asrın II. yarısından başlayarak sanayileşmenin inkişafının sanayi mahsulleri için ham madde ve pazar talep etmesi müstemlekelerin aynı konudalardaki iştirakını zaruri kıldı. Azerbaycan Cumhuriyeti Rusya pazarına iştirak etti. Diğer müstemlekelerden farklı olarak tabii servetleri olan Azerbaycan Rusya’i hem de petrol ve diğer enerji kaynaklarıyla techiz ediyordu. 1848 yılında dünyada ilk defa Bakü’de petrol kuyusu kazıldı. 1871 yılında ise Azerbaycan’da sondayla ilk kuyu kazıldı. İsveç vatandaşı olan Nobel kardeşlerin şirketi olan “Nobel gardaşları şirketi”nin prensiplerini koydular. Başta Rotşild olmak üzere, Fransız ve Vişau ile İngiliz sermayesi Bakü petrol sanayiinde kendine bir yer buldu. Bakü Rusya İmparatorluğu’nun petrol çıkarma ve petrol işleme merkezine döndü.

    Azerbaycan kazalarında da sanayii şehirleri meydana geldi. Yelizavetpol kazasında, Gedebey’de, İlankayasında, Cevanşir kazasında Hendzasar ve başka madenlerde Bakür yatağı, Daşkesende demir ve kobalt madeni, Cevanşir ve Nahçıvan kazalarındaki madenlerden gümüş-kurşun madeni çıkarılıyordu. Zaylik köyü yakınlarında zay madeni çıkarılmaktaydı. Nahçıvan kazasında taş tuzu, Bakü ve Cevad kazalarında ise şor tuzlar çıkarılıyordu. İpek istihsali oldukça yaygındı.

    Azerbaycan’da pamuk istihsali de inkişaf etti. İlk pamuk işleme fabrikalarından biri 1882 yılında Nahçıvan’da yapıldı.

    Hazar Denizi ticaret donanmasının inkişafında büyük denizcilik şirketleri önemli rol oynadı. Ticaret gemilerinin sayısı arttı. Nakliyatın diğer sahaları da gelişti. 1883 yılı Nisan’ında Bakü’yü Tiflis ve Karadeniz limanları ile birleştiren Güney Kafkas demiryolu yapıldı. Böylelikle, Azerbaycan devrin muassır nakliyat vasıtaları ile dünya pazarına çıkmaya başladı.

    Azerbaycan’da milli sermaye güçlendi. Saniyii ticaret sermayesinin büyük temsilcileri Hacı Zeynalabidin Tağıyev, Hacı Şıhali Dadaşov, Hacı Hacıağa Dadaşov, Hacı Mirzagulu Gadirov, Hacı Gurban Aşurov, Şamsi Asadullayev ve bunlar gibileri idi. Onlar Azerbaycan’ın ilim ve medeniyet tarihinde de destekledikleri çalışmalarla da önemli bir yer tutarlar.

    Azerbaycan’da tarihen şöhret kazanmış halıcılık da gelişmişti. Kuba, Şuşa, Cebrail ve Bakü halıları dünyanın her yerinde bilinmekteydi.

    Sanayileşme köyleri de geliştirdi. 1870 yılı istihsali ile Azerbaycan’da mülk sahibi köylüler şahsen azat edildikten sonra köylerde de sanayileştirmenin inkişafı süratlendi. Nahçıvan, Şuşa, Cevanşir, Yelizavetpol, Aras, Göyçay ve Cevad kazalarında pamuk üretimi, Nuha, Şuşa, Şamahı, Nahçıvan kazalarında ipekçilik, Lenkaran kazasında çeltikçilik, Kuba, Göyçay, Şamahı kazalarında, Zagatala çevresinde ve Karabağ’da bağcılık inkişaf etti. Hacı Zeynalabdin Tağıyev bağcılığa ve üzümcülüğe yardım etmek amacıyla Merdekan’da bağcılık okulu açtı.

    Azerbaycan’da taş kömürü ve yanıcı gazlar da bulunmuşsa da onların şimdilik sanayi için ehemmiyeti bulunmamaktadır. Enerji kaynaklarının esasını petrol, doğal gaz kaynakları, nehirlerin hidroenerji potansiyeli, güneş ve rüzgar enerjisi olmuştur. Ancak, güneş ve rüzgar enerjisinden az istifade edilmektedir.

    Petrol sanayii Azerbaycan’ın en eski sanayi sahalarından biridir. Ülkeyi haklı olarak “Petrol Akademiyası” olarak adlandırırlar. Petrol sanayii Azerbaycan’da diğer sahaların da süratli inkişafına yardım etmiştir. 1871 yılından 1998’e kadar kadar ülkede 1 milyar 290 milyon ton petrol istihsal edilmiştir. Bu kadar petrolün 1 milyar tondan fazlası Sovyet devrinde çıkarılmıştır. Petrol üretimi hem eski kuyuların yenilenmesi, hem de yeni petrol yataklarının keşfi sayesinde çoğalmıştır.

    1930-40’lı yıllarda Lökbatan, Puta, Zığ, Gala, Garaçuhur, Duvannı v.b. petrol yatakları da bulundu. 1941 yılında Azerbaycan’da petrol hasılatı en yüksek seviyeye 23,5 milyon tona ulaştı. Bu zaman SSCB’de üretilen petrolün %75’i Azerbaycan’da çıkmaktaydı. 1941-45’li yıllar savaş zamanında Azerbaycan’da 73 milyon ton petrol hasılatı olmuştur. İkinci dünya muharebesinde faşizme karşı kazanılan zaferde Azerbaycan petrolü başlıca rollerden birini oynadı.

    Savaştan sonraki ilk on yılında 108 büyük sanayii müessesesi inşa edildi. Hazar Denizi’nde petrol yatakları bulundu. 7 Kasım 1949’da ilk deniz petrol kuyusu Petrol Daşlarında sondajı kuruldu. 1954-1964’lü yıllarda Zira, Sengaçal, Duvannı, Mişovdağ, Karabağlı, Pürsengi, bağımsızlık yıllarında ise azeri, Güneşli, Çırag, Şahdeniz, Karabağ v.b. yataklar keşfedildi. 1998 yılında Azerbaycan’da 11,4 milyon ton petrol çıkarıldı.

    Azerbaycan’ın Devlet bağımsızlığı sağlandıktan sonra petrol sahasında harici ülke şirketleri ile işbirliği sağlandı. 20 Eylül 1994’de Azerbaycan, ABD, Türkiye, İngiltere gibi ülkelerin petrol şirketleri konsorsium oluşturarak “Asrın mukavelesi”ni imzaladılar. Hazar Denizi’nin Azerbaycan sınırlarında petrol çıkarılmasına dair harici şirketlerle 15 anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaların genel değerinin toplamı 50 milyar dolardır.

    Çıkarılan ham petrol ve petrol mahsulleri Hazar Denizi, demiryolu ve petrol boruları vasıtasıyla nakl ediliyor. Bakü-Groznı-Novorossiysk ve Bakü-Supsa boru hatlarının faaliyeti üst seviyededir. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı çalışmaları da başlamıştır. Bu hat Azerbaycan petrolünü doğrudan Akdeniz vasıtası ile dünya pazarına çıkması mümkün olacaktır.

    Azerbaycan’da petrolle beraber gaz da aynı tarihlerde çıkarılsa da, gazın sanayi üretimi olarak istihsali 1928 yılında olabilmiştir. Ülkenin gaz yatakları esasen Apşeron yarımadasında ve Hazar Denizi’nin Şelf bölgesinde toplanmıştır. Bilinen gaz rezervlerinin %80’i, bunun %93’ü de deniz altındaki yataklarda bulunmaktadır. Karada en büyük gaz yatakları Garadağ-Gobustan ve Gürgen-Zira bölgelerindedir. 1997 yılında Azerbaycan’da 6 milyar küp metre gaz istihsal edildi. Ülke dahilinde gaz borularının geniş şebekeleri bulunmaktadır. Karadağ-Ağ şehir, Garadağ-Sumgait, Karadağ-Bakü, Zira-Bakü, Siyazen-Sumgait, Çırag-Petrol Daşları-Bakü gaz boruları faaliyet göstermektedir.

    Bütün Güney Kafkasya’da en güçlü elektrik istasyonları Azerbaycan’dadır. Azerbaycan’daki bütün elektrik istasyonlarının gücü 5 milyon kilovata yakındır. Bunun %80’i doğalgazla, %20’si ise su ile üretilen elektrik barajlarından üretilmektedir.

    Azerbaycan’da otomobil sanayii de bulunmaktadır. Bakü ve Gence otomobil fabrikaları, Mingeçevir köy tasarrufatı otomobil fabrikaları bulunmaktadır. Ülkede maden sanayii de inkişaf etmiştir. İşgal edilmiş olan Kelbecer, Zengilan ve Hocavend kasabaları arazilerinde altın yatakları bulunmuştur. Sumgayt ve Gence alüminyum fabrikaları da faaliyet halindedir.

    Bakü’de ve Sumgayt’ta kimya sanayii, Petrolçala’da yod-brom, Salyan’da plastik kütle, Gence’de sülfat madeni gibi işletmeler vardır. Petro-kimya sanayiinin yenileştirilmesine dair harici ülkelerle işbirliği yapılmaktadır.

    Ağaç imali ve mobilya üretimi müesseselerinin ekseriyeti Bakü’de bulunmaktadır. Son yıllarda bu istihsal sahaları diğer şehirlerde de kurulmaktadır.

    Ülkede zengin inşaat materyalleri sanayii de inkişaf etmiştir. Azerbaycan’da turizm için uygun şartlar bulunmaktadır. Ülkenin landşaft-iklim özellikleri dinlenme turizmini geliştirmek için mümkün görülmektedir. Şuşa, İstisu, Naftalan, Bilgah, Galaaltı, Nabran gibi tatil beldeleri meşhurdur. Hazar Denizi’nin sahilleri de tatil turizmi bölgesidir.

    Ülkenin toprak sahasının yalnız 4,3 milyon hektarı diğer bir deyişle, yarısı köy işletmesindedir. Azerbaycan’ın köy işletmesi genel mahsulünün %61’i tarımın, %39’u hayvancılığın üretimidir. Ülkede tarım inkişaf etmiştir. Tarımda Şeki, İsmaillı, Celilabad, Şamahı, Sabirabad, Ağcabadi, Balaken ve Beylagan şehirleri önemli yer tutar.

    Pamukçuluk Azerbaycan’ın stratejik ehemiyeti haiz ve en çok gelir getiren bir sahası olmuştur. Şu anda pamukçuluk tamamıyla Kür-Aras ovasında toplanmıştır. Ancak, son yıllarda pamuk üretimi hayli azalmıştır. Azerbaycan’da tütüncülük de inkişaf etmiştir. Tütün ekimi Şeki, Oğuz, Yardımlı, Gabala, Zagatala, Lerik bölgelerinde yaygındır. 1998 yılında ülkede 14,6 bin ton tütün yaprağı istihsali olmuştur.

    Azerbaycan çay üretimine göre eski SSCB sınırları içerisinde Gürcistan’dan sonra ikincidir. Çay ekim sahaları 17 bin hektar teşkil etmektedir. Çay sahaları Lenkaran, Astara ve Masallı şehirlerindedir. Ülkede seracılık ve sebze üretimi de yaygındır. Kuba, Kaçmaz, Lenkaran ve Masallı, Lenkaran, Saatlı, Kürdemir v.b. şehirlerde hıyar, domates, lahana, karpuz, incir yetiştirilir. Gedebey, Tovuz, Şemkir kasabalarında patates yetiştiriciliği yaygındır. Ülke köylerdeki tarım istihsali ile kendi ihtiyacını karşılayacak durumdadır.

    Azerbaycan’da üzüm damla ve sulama şartlarında yetiştirilir. Kuba-Kaçmaz, Şeki-Zagatala ve Nahçıvan’da elma, ceviz, fındık, kestane, ayva, erik yetiştirilir. Göyçay narı hayli meşhurdur. Ülke arazisinda limon, portokal, naringi, feyhoa, badem, püsta, incir, zeytin v. s. yetiştirilir.

    Hayvancılık Şeki-Zagatala, Lerik, Yardımlı, Ağdam, Barda gibi kasabalarda yaygındır. Ülkede koyunculuk inkişaf etmiştir. İstihsal olunan etin %20’si koyunculuktan elde edilmektedir. Kuşçuluk da Azerbaycan’da inkişaf etmiştir. Ülkede istihsal olunan etin %30’sunu kuş etindendir. Azerbaycan’da baramaçılıg (ipekböcekçiliği) ve arıcılık da vardır. Son yıllar arıcılık geniş yapılmıştır.

    Yiyecek mahsüllerine bağlı sanayii de gelişmiştir. Şarapçılık, meyve, sera ve balık konserveleri, tütün mamulatı, et-süt sanayii, ekmek üretimi de özellikle ayrı bir yer tutar. Ülkede balıkçılık ve avcılık da gelişmiştir. Azerbaycan yurt dışına siyah havyar ihraç etmektedir. Ülkede balık kombinaları ve fabrikaları faaliyet göstermektedir. Hazar Denizi’nin Azerbaycan sahilleri nadir bulunan balıklar açısından zengindir.

    Azerbaycan tedavi amaçlı tabii suları açısından da zengindir. Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından işgal edilene kadar Kelbecer’in meşhur İstisu termalinde tabii maden su dolduran fabrika çalışmaktaydı. Sirab, Bademli, Vayhır maden suları kaynaklarında fabrikalar da çalışmaktadır. Ülkede yeni yeni kaynak sularını işleme müesseseleri inşa edilmektedir.

    Azerbaycan’da çağdaş nakliyatın tamamı bulunmaktadır. Ülkenin ulaşım şebekesinin terkibine demiryolu, su, otomobil, hava yolları ve boru hatları dahildir. Azerbaycan’da nehir nakliyatının rolü çok azdır. Kür çayı yatağından Yevlak şehrine kadar küçük çay gemileri ile yerli ehemiyetli yükler taşınır.

    Ülkede yük taşımalarının hacmine göre damiryolu birinci yeri tutar. Azerbaycan’dan götürülen ve Azerbaycan’a getirilen yüklerin %70’i, yolcu taşımalarının ise %30’su demiryoluyla yapılmaktadır.Azerbaycan’da ilk demiryolu 1878-1879 yıllarında Bakü ile Balakanı arasında yapıldı. 1879 yılında petrol sanayii sahiplerinin vasıtasıyla Bakü-Tiflis demiryolunun inşasına başlandı.

    Bu yol 1883 yılında faaliye başladı. 1900 yılında Bakü-Derbend demiryolu hattı çekilerek Rusya’nın Merkezi şehirleri ile birleştirildi. Sonraki yıllarda Tiflis-Erivan-Uluhanlı-Noraşen-Culfa, Alat-Culfa demiryol hatlarının çekilişi bitirilmiş oldu. Bakü-Astara demiryolu da yapıldı. Demiryolları bütün ülke arazisini baştan sona kaplamaktadır diyebiliriz. Demiryolunun 1111 km’si elektrikledir. Fakat, Dağlık Karabağ hadiseleri başladıktan sonra Ermenistan tarafı Bakü-Nahçıvan demiryolunu kapatarak ulaşımı engellemiştir.

    Bakü, Hazar Denizi’nde en büyük limandır. Ülkenin bütün deniz yolları buradan başlar. Bakü deniz limanından Heştarhan’a, Mohaçkale’ye, Merkezi asya’ya, İran’a, ayrıca Volga-Baltık su yolu vasıtası ile dünyanın bir çok limanlarına gitmek mümkündür.

    Azerbaycan’da otomobil nakliyatı süratla gelişmektedir. Ülke Bakü-Gazak yolu ile Gürcistan’a, Bakü-Astara yolu ile İran’a, Bakü-Derbent yolu ile ülke Rusya’ya çıkabilir. Avrupa Birliği’nin TRASEKA programı üzerine Büyük İpek yolu hattının yeniden kurulması ile ilgili olarak otomobil nakliyatının da güçlenmesi devam etmektedir.

    Azerbaycan’da dahili ve harici hava hatlarının geniş şebekesi faaliyet göstermektedir. Bakü, Gence, Nahçıvan mühim havayolu merkezleridir. Yevlak, Lenkeran, Şeki ve diğer şehirlerde hava alanları inşa edilmiştir. Bakü önemli bir uluslararası hava limanıdır. Ondan dünyanın 40’dan fazla ülkesinin hava yolları şirketi istifade etmektedir. Avrupa ile Asya arasında transit yolu gibi hava limanının önemi gittikçe artmaktadır.

    Boru hatları nakliyatı ülkenin en eski ve inkişaf etmiş nakliyat çeşitlerindendir. Azerbaycan’da ilk boru hattı 1878 yılında Balakanı ile Gara şehirdeki petrol rafineleri arasında çekildi. 1907 yılında uzunluğu 885 km olan Bakü-Batum ağ petrol hattı kullanıma açıldı. 60’lı yıllardan sonra Ali Bayramlı-Bakü, Petrol Daşları-Bakü, Siyazen-Bakü petrol hatları inşa edildi. En büyük gaz hattı Karadağ-Ağstafa-Tiflis, Mozdok-Gazimemmed, İran-Astara-Gazimemmed hatlarıdır. 1997 yılında Bakü-Groznı-Novorossiysk ve 1999 yılında yapılan Bakü-Tiflis-Poti (Supsa) petrol hatlarının mühim ehemiyeti vardır.

    Azerbaycan dünyanın bir çok harici ülkeleri ile ticari münasebetleri bulunmaktadır. Türkiye, İran, Büyük Britanya, Rusya, ABD, İtalya, Almanya vb. ülkelerle ile ticaret önemli yer tutar. Azerbaycan esasen petrol ve petrol mahsülleri, pamuk, madeni metallar, kimya sanayii mahsülleri, soğutucular, petrol üretim ve işleme ile ilgili sanayii, klima gibi ürünleri ihraç etmektedir. Ülkeye ise dışarıdan esasen yağ, un, şeker, buğday, otomobil, konfeksiyon, ayakkabı, gıda maddesi, ağaç mamulü v.b. getirilir.

     

    Azerbaycan Tarihi 
    Azerbaycan Edebiyatı 
    Azerbaycan Coğrafyası 
    Azerbaycan Nüfusu 
    Azerbaycan Ekonomisi 
    Azerbaycan Türkçesi 
    Azerbaycan İklimi ve Yer Altı Kaynakları 
    Azerbaycan Kültür ve Medeniyeti 
    Azerbaycan Haritası 
    Azerbaycan Bayrağı

    Devamı.. »
  • Diğer Türk Toplulukları / Turan İlleri

     

    Bu çalışmada Bulgaristan’dan Afganistan’a, çok geniş bir alandaki Türk azınlıklarını ve topluluklarını bir arada ele aldık. Ülkesine veya bölgesine bağlı olarak her bir Türk topluluğunun farklı özellikleri bulunmaktadır. Hepsini kuşatabilecek iki özellik belirtmek gerekirse, birincisi Türk olmaları, ikincisi yüzyıllar boyunca hükmettikleri topraklarda şimdi hakim unsur değil bir azınlık veya topluluk olarak yaşıyor olmalarıdır denilebilir.

    Belki bir üçüncü ortak özellik olarak, ele aldığımız geniş coğrafyadaki Türk azınlıklarının veya topluluklarının hepsinin milli kimliklerini korumaya yönelik olarak hazırlıklı ve donanımlı olmayışları gösterilebilir. Tersinden alacak olursak Tolstoy’un, Anna Karenina isimli romanının baş tarafında belirttiği gibi: “Bütün mutlu insanlar aynı sebepten mutludurlar. Mutsuz insanların her birinin mutsuzluğunun sebebi ise farklıdır.

    Bölgesel olarak bir değerlendirme veya karşılaştırma yapmak için coğrafyayı esas alarak Doğu ve Batı Türk toplulukları ve azınlıkları diye iki grup yapmayı uygun bulduk. Batı Türk toplulukları ve azınlıkları, Osmanlıların Balkanlar’ı fetihleri ile birlikte bugünkü yaşadıkları topraklara gelip yerleşmişlerdir. Doğu Türk toplulukları ve azınlıkları ise Osmanlılardan önce bugün yaşadıkları toprakları kendilerine yurt tutmuşlardır.

    Afganistan Türkleri 19 asırdır, Orta Doğu Türkleri ise 9 asırdır bu topraklardadırlar. Bununla beraber Doğu Türklerinden Irak ve Suriye Türkleri asırlarca Osmanlı hakimiyetinde kalmış ve Osmanlı Türkleri ile aynı kültürü teneffüs etmişlerdir. Bu bakımdan Suriye ve Irak Türklerinde Anadolu Türklerinin kültürel özelliklerine bol bol rastlamak mümkündür.

    İran, yüzlerce yıl Türk devletleri veya Türk hanedanları tarafından yönetilmiştir. Ancak İran Türkleri, Osmanlı hakimiyetinde yaşamamışlardır. Onlarda kabile ve boy kültürü daha kuvvetlidir. Kabileciliği aşarak tam olarak millet şuuruna eriştiklerini söylemek zordur. Afganistan ve Tacikistan Türkleri bu bakımdan İran Türklerine benzerler. Onlarda da kabilecilik duygusu millet şuurunu gölgeleyecek derecede kuvvetlidir.

    Hem İran Türkleri hem de Afganistan Türkleri, yüzyıllarca Türk devletleri veya hanedanları tarafından yönetilen topraklarında bugün bir topluluk olarak yaşamaktadırlar. Esasen bu durum Irak ve Suriye Türkleri için de geçerlidir. Gerek Orta Doğu gerekse Orta Asya ülkelerinde yaşayan Türk toplulukları, Müslüman milletlerin yönetimi altında yaşayan milliazınlıklardır. Söz konusu ülkelerin imzaladıkları antlaşmalara veya söz konusu ülkelerin iç hukukuna geçmiş bir azınlık statüleri yoktur.

    Kelimenin tam manasıyla bir Osmanlı bakıyyesi olan Balkan Türkleri, Osmanlılar ile Balkanlar’a gelip, Osmanlılar çekildikten sonra buralarda kalmışlardır. Osmanlı/Türk yönetiminin bu ülkelerden çekilmesi esnasında yapılan antlaşmalarla bu toplulukların varlıkları kabul, dini ve milli hakları garanti edilmiştir.

    Türkiye’nin Bulgaristan ile ilişkilerinde Bulgaristan Türkleri, Yunanistan ile ilişkilerinde Batı Trakya Türkleri her zaman gündemin çok önemli bir maddesini teşkil etmiştir. Türkiye, gücü nispetinde söz konusu ülkelerdeki soydaşlarının haklarının savunucusu ve takipçisi olmuştur. Balkanlar’daki Türk azınlıklar, Türkiye’nin söz konusu ülkelerle ilişkilerinin bozulduğu zamanlarda bu durumdan çok kötü bir şekilde etkilenmişlerdir.

    Türk azınlıkların bulunduğu bütün Balkan ülkeleri Hrıstiyandır. Bu itibarla Balkanlar’daki Türkler hem dini hem de milli azınlıklardır. Bundan dolayı kendilerine gelen baskılar hem dini hem de milli kimliklerine yönelik olmuştur. 1980’li yıllarda Bulgaristan’ın, uzunca bir süredir Yunanistan’ın yaptığı gibi, Balkan ülkeleri zaman zaman söz konusu Türk azınlıkların milli kimliklerini inkar etmişler ve onları sadece dini azınlıklar olarak takdim etmişlerdir.

    Romanya Türklerinin bu ülkede varlıklarını sürdürme ve kendilerini ifade etme bakımından çok büyük problemleri olmamıştır. Herhalde bunda Romanya’nın Türkiye ile sınır komşusu olmaması dolayısıyla, Romanya’nın, ülkesindeki Türk azınlığı bir tehdit olarak görmemesinin payı büyüktür. Romanya Devleti, ülkesindeki Türk azınlığı tanımakta ve bu azınlığın dilini, dinini yani milli ve dini kimliğini koruyabilmesi için imkanlar sağlamaktadır.

    Eski Yugoslavya’nın iki önemli bölgesi olan Makedonya ve Kosova, son yıllarda önemli çalkantılara sahne olmuştur. Kosova’ya artık Ortodoks Sırplar değil Müslüman Arnavutlar hakimdir. Ancak bu yeni dönemde Kosova’daki Türklerin hakları artacağına azalmıştır. Örneğin, Türkçe resmi dil olmaktan çıkarılmıştır. Türklerin Arnavutlaştırılmaları söz konusudur. Makedonya geçen yıl Arnavutlar ile Makedon hükümeti arasındaki iç çatışmadan Makedonya Türkleri çok zarar görmüşlerdir.

    Müslüman oldukları için Makedonlardan, kendilerini desteklemedikleri için Arnavutlardan tepki almışlardır. Türkiye’ye göç sebebiyle sayıları çok fazla değilse de Makedonya Türkleri ve Kosova Türkleri ehl-i kalem, kültür seviyeleri yüksek insanlardır. İki milyona yakın Bulgaristan Türkünün çıkaramadığı sayıda ve kalitede gazete ve dergi yayınlamışlardır, yayınlamaktadırlar.

    Yunanistan’ın 1980 yılında Avrupa Birliği’ne tam üye olması, bu ülkede yaşayan Türk azınlık açısından olumlu olmuştur. Bir yandan Batı Trakya Türklerinin haklarını arayabilecekleri Avrupa Birliği kurumları, bir yandan Avrupa Birliği’nin Yunanistan’a baskıları sonucunda Batı Trakya Türkleri üzerindeki baskılar 1980 öncesine nazaran hafiflemiştir. Tamamen kalkmamıştır, ama azalmıştır. Belki de bunu, Batı Trakya Türkleri 1980 öncesinden daha az kötü durumdadırlar, şeklinde söylemek doğru olur. Batı Trakya Türkleri tam bir Avrupa Birliği üyesi ülkenin vatandaşları olarak hâlâ bütün haklarını kullanamamaktadırlar.

    Balkanlar’ın en fakir ülkesi Arnavutluk’ta Türk Arnavutlara “Turkoalvanos” ismi verilmektedir. Sayıları hakkında bir şey söyleyebilmek oldukça güçtür. Bu cümleden olarak, bu ülkede yoğunlaşan Yunanistan kaynaklı Ortodoks misyonerlik faaliyetlerinin öncelikli hedefi “Turkoalvanos” denilen Türk Arnavutlardır.

    Bulgaristan Türklerinin Türk ve Müslüman isimleri Todor Jivkov’un Devlet Başkanı olduğu 1980’li yıllarda değiştirilmişti. Bulgaristan Türklerinin aslında Bulgar asıllı ve Hrıstiyan oldukları iddia edilerek “soya dönüş” sürecinde, onları yeniden Bulgarlaştırma ve Hrıstiyanlaştırma kampanyaları başlatılmıştı. Yanlış hesap Bağdat’tan döndü. Bu yanlış politikada ısrar ne Bulgaristan’a yaradı ne de onun komünist yönetimine.

    Bulgaristan, enerjisini böyle yanlış bir şekilde harcadığı için güçsüzleşti, insanları fakirleşti. Bir gün bıçak kemiğe dayandı ve Jivkov yönetimi devrildi. Yeni Bulgaristan yönetimleri, Türk azınlığı bir tehdit değil Bulgaristan toplumunun bir parçası olarak gördüler. Ayrımcılık kalktı, el ele verdiler, güçler birleştirildi.

    Bulgaristan Türkleri Bulgaristan tarihinde ilk defa olarak hükümette bakanlık koltuklarında oturuyorlar. Onlar, bazılarının korktuğu gibi Bulgaristan’ı satmadılar, bilakis Bulgarlarla birlikte devlet için, toplum için çalışıyorlar. Hatta artık azınlık politikaları tartışılırken bir Bulgaristan modelinden bahsediliyor, Bulgaristan örnek olarak gösteriliyor.

    Tabii ki bu gelişmede Bulgaristan’ın Avrupa Birliği’ne girme kesin arzusunun önemli bir payı var. Bulgaristan azınlıklar problemi olduğu halde Avrupa Birliği’ne alınmayacağını çok iyi bildiği için ne yapılması gerekiyorsa onu yaptı. Sonuçta kendi kazandı. Temennimiz bu uzak ve hoşgörülü bakışın bütün Balkanlar’a, bütün Türk azınlıkların ve hatta bütün azınlıkların bulunduğu ülkelere hakim olması!

    Devamı.. »
  • Türkiye Cumhuriyeti

     

    Türkiye veya resmi adıyla Türkiye Cumhuriyeti (Bu ses hakkında Türkiye Cumhuriyeti, başkenti Ankara olan ve Avrupa ile Asya kıtalarının her ikisinde de toprağı bulunan ülkedir. Ülke topraklarının bir bölümü Anadolu Yarımadası'nda, bir bölümü ise Balkan Yarımadası'nın uzantısı olan Trakya'da bulunur.

    Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları; Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti), İran, Irak ve Suriye'dir. Türkiye, günümüzde bağımsız yedi Türk devletinden biridir. Devletin resmi bir dini yoktur. Ülkenin resmi dili Türkçe'dir. Ülkedeki en yaygın din ise İslâm'dır.

    Oğuzlar, bugün Türkiye (Halk Latincesi'nde "Türklerin Yurdu" anlamına gelen Turchia sözcüğünden türemiştir) olarak bilinen alana 11. yüzyılda göç etmeye başlamıştır. Göç, Selçukluların Bizanslılar karşısında elde ettikleri Malazgirt Zaferi'yle hızlanmıştır. Birçok küçük beylik ve Anadolu Selçuklu Devleti, Anadolu'yu Moğol İstilasına kadar yönetmiş ve 13. yüzyılda Osmanlı Beyliği Anadolu'yu birleştirerek Doğu Avrupa, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika'yı yöneten bir devlet hâline gelmiştir.

    Türkiye, resmi adıyla Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtaları arasında, kuşbakışı görünümü kabaca doğu-batı doğrultusunda bir dikdörtgeni andıran Anadolu platosu ve Trakya yarımadası üzerinde kurulmuştur. Akdeniz, Karadeniz, bu iki denizi Boğazlar vasıtasıyla birbirine bağlayan Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Eski çağın başlıca uygarlık alanları olan Akdeniz dünyası, Balkanlar, Ortadoğu ve Uzakdoğu göç ve ticaret yollarının kesişim noktasında bulunan Türkiye coğrafyası pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

    Türkiye, rejimi demokrasi olan bir cumhuriyettir. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı sonunda 20. yüzyıl başında yıkılmasından sonra, 1923 yılında Türk Kurtuluş Savaşı ile, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulmuştur. Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler arasında en gelişmiş ve modern ülke haline gelmiştir.

    Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği'ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır.

    I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgisinin ardından çöken Osmanlı Devlet'nin birçok bölgesi İtilaf Devletleri'nce işgal edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki genç bir subay kadrosunun örgütlediği başarılı direnişin ardından 1923 yılında nihayet ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

    Türkiye, kadim ekinsel mirasıyla demokratik, lâik, merkeziyetçi ve anayasal bir cumhuriyettir. Türkiye, Avrupa Konseyi'ne, NATO'ya, OECD'ye, AGİT'e ve G-20'ye üye olarak Batı Dünyasıyla bütünleşmiştir. 1963 yılından beri Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun imtiyazlı ortağı ve 1995 yılından beri Gümrük Birliği'nin üyesi olan Türkiye, 2005 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerine başlamıştır.

    Türkiye aynı zamanda Türk Konseyi, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği Örgütü gibi örgütlere üye olarak Orta Doğu ile, Orta Asya'daki Türk devletleri ile ve Afrika ülkeleri ile yakın ekinsel, politik, ekonomik ve endüstriyel ilişkiler geliştirmiştir.

    Avrupa ve Asya kıtaları arasındaki geçiş yolları üzerindeki konumu Türkiye'ye anlamlı bir güç ve önem kazandırmaktadır. Türkiye, siyaset bilimciler ve ekonomistlere göre stratejik konumu, büyük ekonomisi ve askeri kabiliyetiyle bir bölgesel güçtür.

    Bilimadamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyancadan geldiğini kabul ederler. Prof. Dr. İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizlı ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye'yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir. Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190'da bir yazılı kaynakta, haçlı seferi vekayinamesinde geçmektedir.

    Prof. Dr. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der "Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga nehrinden Orta Avrupaya kadar uzanan saha için kullanılmıştır." Bu kulanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiyesi, Arpad hanedanının kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yy.da Mısır Memlükleri de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devletüt Türkiya (1250-1387). Batılar, Turchia halkına hiçbir zaman Türkiyeli demeyip, Türk (Turc) demişlerdir.

    Osmanlı devletinde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı, devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyarı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya'da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) Türkiye adı yazıldı ve 1923'de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi.

    Devamı.. »
RSS
Loading...
loading...
loading...

istanbul escorts

altyazılı porno

istanbul escort

porno izle

istanbul escort

beylikdüzü escort halkalı escort maltepe escort şişli escort mecidiyeköy escort ataköy escort